CHP Yurtiçi Örgütlenmeden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı ve Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, yaptığı açıklamada tarımın yalnızca ekonomik değil aynı zamanda stratejik ve toplumsal bir alan olduğunu belirtti.
Gıda güvenliği, gıda güvencesi ve gıda egemenliği kavramlarına vurgu yapan Sarıbal, yaz aylarıyla birlikte hasat döneminin başladığını ancak üreticinin de tüketicinin de mevcut ekonomik koşullar nedeniyle ağır bir yük altında olduğunu söyledi.
Sarıbal, tarımsal üretimde kullanılan temel girdilerin büyük bölümünün dövize bağlı olduğunu ifade ederek, "Tarımın bütün girdileri dolarla sağlanıyor; biz buna dolarla besleme, enflasyonla sulama diyoruz" dedi.
"TARIM STRATEJİKTİR DENİLİYOR AMA UYGULAMA FARKLI"
Tarımın sık sık "milli güvenlik meselesi" olarak tanımlandığını belirten Sarıbal, söylem ile uygulama arasında ciddi bir fark bulunduğunu savundu.
Sarıbal, şu değerlendirmelerde bulundu:
"Tarım bu ülkenin en temel stratejik alanlarından biri. İktidar yetkilileri her defasında şu cümleleri kullanırlar, 'Tarım stratejiktir. Tarım bir milli güvenlik meselesidir' derler. Söylemde iyidir. Ama iş tarımın çiftçi boyutuna geldiğinde ve halkın gıda boyutuna geldiğinde gerçek böyle değildir. Mazot yüzde 55'in üzerinde artmış. Gübre yüzde 50 ile yüzde 100'e varan bir artış göstermekte ama iktidar Toprak Mahsulleri Ofisi aracılığıyla buğdayda sadece yüzde 22'lik bir artış, arpada sadece yüzde 15'lik bir artış ortaya koymaktadır. Enflasyon yüzde 35 civarında ki bu enflasyon TÜİK'in gece gündüz uğraşarak gerçekleri saptırarak Goebbels yöntemleriyle ortaya koyduğu bir rapor ve sonuç, öbür taraftan tarımsal girdi fiyatları yüzde 40 oranında artmışken elektrik, su ve diğer bütün girdiler çok yüksek oranda artmışken çiftçinin ürettiği ürün maalesef cezalandırılıyor."
BUĞDAY VE ARPADA ÜRETİCİ FİYATLARINA TEPKİ
Buğday ve arpa üreticilerinin açıklanan alım fiyatları nedeniyle zarar ettiğini savunan Sarıbal, özellikle Güneydoğu Anadolu Bölgesi'ndeki üreticilerin maliyetlerini karşılamakta zorlandığını belirtti.
Verim düzeyine göre çiftçinin ayakta kalıp kalamayacağının değiştiğini söyleyen Sarıbal, şu ifadeleri kullandı:
"Şu anda çiftçimiz 500 kilogramın üzerinde bir dekardan verim alan çiftçimiz ancak belki kendini kurtarabilir ama 500 kilonun altında verim alan çiftçimiz tamamen zarar etmektedir. Ve bugün Kızıltepe'de, Mardin'de buğday hasadının, arpa hasadının yapıldığı yerde ne yazık ki buğday Toprak Mahsuller Ofisi tarafından 16,5 lira kilogram açıklanmıştı ama bugün orada fiyat 14 lira civarında hatta 12-13 lira bile buğday fiyatının olduğunu duyuyoruz.
Yine aynı şekilde şekilde 14,5 lira civarında açıklanan arpa fiyatları bugün ne yazık ki Kızıltepe'de 11-12 lira kilogramı satılmakta. Bu açıkça iktidarın ortaya koyduğu tarım politikasının ve özellikle stratejik ürün olarak algıladığımız ve bildiğimiz buğday ve arpanın adeta cezalandırılmasıdır. Oysa çiftçimiz buğday için tohum aldı. Mazot, gübre kullandı. İşçilik yaptı. Diğer mekanizasyonları kullandı. Biçer döver kullandı. Ve ne yazık ki şu anda zarar etmektedir."
"HALKIMIZ DENGELİ, YETERLİ, SAĞLIKLI BESLENEMİYOR"
Türkiye'nin ekmek tüketiminde dünyada ilk sırada yer aldığını belirten Sarıbal, bunun dengeli beslenme imkanlarının sınırlı olduğunun göstergesi olduğunu savundu.
Sarıbal, şunları kaydetti:
"Oysa bu ülkenin en önemli, 86 milyon insanın en önemli gıda ürünü ekmek. Dünyada birinciyiz. Neyde birinciyiz? En çok ekmek tüketen ülke olduğumuz için birinciyiz. Kişi başına 200 kilogram civarında ne yazık ki ekmek tüketen dünyada tek ülkeyiz. Bu şu demektir, halkımız dengeli, yeterli, sağlıklı beslenemiyor. Ne yapıyor? Halkımız karnını doyuruyor. Bunu bile yaparken buğdayın fiyatı, kilogramı 13, 14, 15 lira seviyesinde ne yazık ki bir ekmek 17,5 lira. Bir kilo undan dört beş ekmek civarında ekmek çıkmakta. Bir ekmek 17,5 lira, buğday 14-15 lira kilogramı. Geldiğimiz gerçek bu."
HAYVANCILIKTA YEM MALİYETLERİ VURGUSU
Arpa fiyatları ile canlı hayvan fiyatları arasındaki farkın üreticiyi zor durumda bıraktığını söyleyen Sarıbal, hayvancılık sektöründe de ciddi sorunlar yaşandığını belirtti.
Sarıbal, şu değerlendirmeyi yaptı:
"Ne yazık ki arpa 12, 13 lira ama dört kilo arpadan bir kilogram canlı ağırlık elde eder çiftçilerimiz çok iyi bilir ne yazık ki arpanın fiyatıyla canlı hayvanın fiyatı arasında neresinden bakarsanız bakın 10 kat fiyat farkı var. Bugün en ucuz karkas fiyatı canlı hayvan fiyatı 350 lira ile 450-500 liraya kadar çıkmıştır. Ama dört kilo arpayı üst üste koyduğunuzda 15 liradan olsa 60 lira yapar. Yani adeta aklımızla alay eden, çiftçiyi cezalandıran bir yapıyla karşı karşıyayız."
MEYVE ÜRETİCİLERİNDE FİYAT FARKI TARTIŞMASI
Geçtiğimiz yıl yaşanan don olaylarının ardından bu yıl verimin yüksek olduğunu ancak bunun tüketici fiyatlarına yansımadığını belirten Sarıbal, üretici ile tüketici fiyatları arasındaki farkın büyüdüğünü ifade etti.
"Peki ya tüketici? Ekmek fiyatını verdim. Geçen yıl büyük bir don felaketi olmuştu. Daha doğrusu doğal olan don olayının yaratmış olduğu muhteşem bir sıkıntı vardı. Ürün yoktu. Özellikle meyve üreticileri Marmara'da, Ege'de, Akdeniz'de, Doğu Anadolu'da, Güney Anadolu'da perişan olmuşlardı. Peki bu yıl üretim çok güzel, verim çok yüksek ama tarlada şeftali 15 lira, en ucuz pazarda 60 lira. Tam dört kat. Çiftçi zarar ediyor, tüketici de maalesef zarar ediyor."
GIDA GÜVENLİĞİ VE GIDA EGEMENLİĞİ ÇAĞRISI
Sarıbal, devletin vatandaşların gıdaya erişimini güvence altına almakla yükümlü olduğunu belirterek şu ifadeleri kullandı:
"Yani kısaca yaz geldi, üretim başladı hem çiftçi büyük bir zarar içerisinde hem de halkımız dengeli, sağlıklı, yeterli gıdaya ulaşamıyor. Oysa gıda haktır dedik. Nedir mesele? Halkın gıda güvencesini, halkın gıda güvenliğini almak zorundadır. Kim? Devlet. Bu devleti yöneten kim? Hükümet. Hükümet halkın gıda güvenliğini ve güvencesini sağlamak zorundadır. Hatta hem gıda güvenliğini, hem gıda güvencesini ama aynı zamanda da gıda egemenliğini sağlamak zorundadır. Çünkü Türkiye'nin dört mevsimi yedi bölgesiyle birçok üründe özellikle stratejik ürünlerde gıda egemenliğini sağlayabilecek koşulları vardır."
"İŞİ RECEP TAYYİP ERDOĞAN VE MEHMET ŞİMŞEK EKONOMİSİNE BIRAKIRSANIZ..."
Tarımsal üretimin korunması için taban fiyat uygulamasının güçlendirilmesi gerektiğini savunan Sarıbal, üretici maliyetlerinin gerçekçi biçimde hesaplanması gerektiğini söyledi.
Sarıbal açıklamasında şu değerlendirmelere yer verdi:
"Bir, çiftçinin üretim maliyetleri sahici bir şekilde hesaplanmalı, çiftçinin insanca yaşam olanaklarının maliyeti hesaplanmalı ve bir taban fiyat belirlenmeli. O taban fiyatı Toprak Mahsuller Ofisi de aynı kullanmalı, özel sektör de aynı fiyattan almalı. Bunun güvencesi kimdir? Elbette iktidardır, devlettir. Çünkü eğer özel sektöre bırakırsanız özel sektörün amacı bellidir, daha fazla kar etmek. Daha fazla kar etmek için ne yapacaktır? Daha ucuz ürün almak gibi bir talebi olacaktır. Bu dengeyi kim kuracaktır? İktidar tarım, ekonomi politikalarıyla kuracaktır. Ama işi siz Recep Tayyip Erdoğan ve Mehmet Şimşek ekonomisine bırakırsanız birileri ezilecektir, birileri de bir eli yağda bir eli balda yaşayacaktır."
"SORUNLARIN KAYNAĞI YANLIŞ EKONOMİ VE TARIM POLİTİKALARIDIR"
Çiftçiye verilen desteklerin yetersiz olduğunu ifade eden Sarıbal, bütçe önceliklerinin değiştirilmesi gerektiğini belirtti.
Sarıbal açıklamasını şu sözlerle tamamladı:
"Öbür taraftan da çiftçi zarar ettiği için yeterli üretime gitmez. Yeterli üretim yoksa ne yazık ki enflasyon da ve diğer maliyetler de elbette fazla olacaktır. Üç; meralarımız ıslah edilmeli ve çiftçi hayvansat üretimini meralara dayalı bir şekilde hayata geçirmek zorundadır. Yem fiyatları, dolara bağlıdır, yurt dışına bağlıdır. Yem bitkisine yeterli destek verilmeli, yeterli üretim yapılmalı ve yem fiyatlarının ve yem üretim biçiminin dışa bağımlı olmasından kurtulmalıdır.
Elbette gümrükler yerli üretimi köstekleyen, zarar ettiren iktidarın ucuz gıda üzerinden çiftçiyi yok etme politikası üzerinden değil üretimimizi, çiftçimizi koruyan bir sistemle devrede tutulmalıdır. Ve elbette en önemlisi başta girdiler olmak üzere mazot, gübre, tohum, ilaç, su bütün bu girdiler sahici bir şekilde desteklenmelidir. Eğer siz ülke bütçesi, merkezi bütçe açısından bir avuç sermayedere 3 trilyon TL ödüyorsanız 2 milyon 100 bin çiftçi insana sadece 168 milyar destek veriyorsanız olmaz. Orada siz tarımı destekleyemezsiniz. Siz orada tarımı yok edersiniz.
Demek ki sorun parada değil. 18 trilyon üzerinde bütçesi olan bir ülkenin faize 3 trilyon ödeyip 2,7 trilyon bütçe açığı yapıp bunlara razı olup çiftçiye sadece '168 milyar vereceğim' deme anlayışını hiç kimseye anlatamazsınız. Girdiler desteklenmeli, halkın yeterli bir gelire sahip olması gerekir. Kısaca bugün yaşadığımız bütün
sorunların temel kaynağı iktidarın uyguladığı yanlış ekonomi ve tarım politikalarıdır."




















