Tek Gazetesi - Haber Sitesi - Son Dakika Haberleri

Sayfa Adresi : https://www.tekgazetesi.com/haber-detay/14815_son-dakika-deva-partisi-lideri-babacan-karar-tv-de

GÜNDEM

Tümü

Son dakika! DEVA Partisi lideri Babacan KARAR TV'de: Bu ülkeyi CHP'ye teslim etmek istemiyoruz

(1 Saat, 7 Dakika önce) 90 İzlenme 0 Yorum
DEVA Partisi lideri Babacan, KARAR TV’de Gündem Özel programında Taha Akyol ve Elif Çakır’ın sorularını cevapladı. Babacan, Merkez Bankası'nın faiz politikasını şeffaf olmamakla eleştirirken, siyasi transferler üzerinden hem iktidara hem de ana muhalefete yüklenerek "Ülkeyi kendi iç sıkıntılarıyla uğraşan CHP'ye bırakmak istemiyoruz" açıklamasında bulundu.

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, KARAR TV ekranlarında yayınlanan "Gündem Özel" programında gazeteciler Taha Akyol ve Elif Çakır’ın sorularını cevapladı. Ekonomi yönetiminden siyasi transferlere, iktidarın değişim sürecinden yeni ittifak arayışlarına kadar pek çok konuda değerlendirmelerde bulunan Babacan, Merkez Bankası’nın faiz politikasını ve siyasetin mevcut etik durumunu da eleştirdi.

 

"CHP'NİN TUTUMLARI DOĞRU DEĞİL"

CHP'den AK Parti'ye geçişlere değinen Babacan, ana muhalefet partisinin tutumlarını eleştirdi. "Ana muhalafet partisi aynı masada oturduğu çok sayıda milletvekiline rozet taktı" ifadelerini kullanan Babacan, "Aynı masada oturduğunuz İYİ Parti ya da DEVA'dan milletvekillerine rozet takıyorsunuz. Başka partilerin milletvekillerine rozet takarken hiç sorun yok ama sizin bir milletvekilinize ya da belediye başkanınıza rozet takınca kıyameti koparıyorlar. Ayrıldıkları zaman en kötü insan oluyorlar. Bu da doğru değil. CHP'nin bu tutumu doğru değil" dedi.

CHP'ye ülkeyi bırakmak istemediklerini söyleyen Babacan, "Biz seçim için değil, ülkeyi yönetmek için bir araya geldik. Kendi iç sıkıntıları ile uğraşan ana muhalefete de bu ülkeyi bırakmak istemiyoruz" şeklinde konuştu.

"MERKEZ BANKASI FAİZİ ARTIRDI AMA 'ARTIRDIM' DİYEMİYOR"

Ekonomideki fonlama yöntemlerine dikkat çeken Babacan, Merkez Bankası’nın şeffaf olmayan bir faiz artırımı yürüttüğünü savundu. Babacan, bu durumu "Merkez Bankası faizi artırmıştır ama 'artırdım' dememiştir" şeklinde yorumlayarak, kurumun dürüstlük ve güven ilkelerinden uzaklaştığını ifade etti.

"SİYASETTE UTANMA DUYGUSU KALMADI"

Programda, CHP’li belediye başkanlarının AK Parti’ye geçişleri ve bu süreçte yaşanan rüşvet ya da yolsuzluk iddiaları da gündeme geldi. Burcu Köksal ve Özlem Çerçioğlu isimlerinin hatırlatılması üzerine Babacan, siyasette "utanma duygusunun" kaybolmaya başladığını savundu:

Siyasi transferlerin arkasındaki mali ve rant konularının sorgulanması gerektiğini belirten Babacan, bu hamlelerin seçmeni bir partiden diğerine çekmeye yetmeyeceğini söyledi. Sadece iktidarı değil, ana muhalefet partisini de eleştiren Babacan, CHP’nin başka partilerden milletvekillerine rozet takarken sorun görmediğini ancak kendi üyeleri ayrıldığında tepki göstermesini tutarsızlık olarak nitelendirdi.

Afyonkarahisar Belediye Başkanı Burcu Köksal'ı, "Afyon'un sorunlarını AK Parti ile çözeceğiz" gerekçesini de eleştiren Babacan, bu durumun Anayasa’daki tarafsızlık yeminine aykırı olduğunu dile getirdi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın siyaset tarzındaki değişime dair sorusunu yanıtlayan Babacan, AK Parti’nin kuruluş tüzüğündeki "lider sultası olmayacak" sözünü hatırlattı. Erdoğan’ın değişimini "kalfalık döneminin ikinci yılında" fark ettiğini belirten Babacan, ilk istifa mektubunu 2009 yılında verdiğini açıkladı.

Babacan'ın cümlelerinin satırbaşları şöyle:

Elif Çakır: Politika faizinin düşme imkanı var mı?

Ali Babacan: Başkanlık Sistemi başldığından bu yana Türkiye'de enflasyon düşmedi düşmeyecek de... Çünkü kurallara, hukuka saygı duyulmayan bir ülkede ekonomide başarıya ulaşmak imkansızdır. Kurumlar bir ülkede güçlüyse o ülke güçlüdür. Başımızda güçlü birisi var alıyor eline kılıçı her şeyi yapıyor. Bu güç demek değildir. Böyle gittiği sürece Türkiye!'de ne enflasyon düşer ne de emeklinin yüzü güler. Sadece faizi yükseltmekle enflasyon düşmez. Tasarruf gerekir. Devletin tasarruf etmesi gerekir. 8 yıldır bu enflasyon düşmüyor. Bu kafayla giderlerse tekrar daha da yükselebilir.

Elif Çakır: Mehmet Şimşek geldiğinden bu yana Erdoğan ekonomi ile ilgili çok açıklamalar yapmıyor. Önceden karışıyordu artık karışmıyor. Buna rağmen neden düşmüyor. Neden?

Babacan: Enflasyonla mücadele çok geniş bir alandır. Ekonomi yönetimi ne yapars yapsın, iktidar hukuk ihlalleri ile ekonominin temelini sarsıyorsa bir şey düzelmez. Güven olmayınca ekonomi olmaz. 'Güven' demek 'ekonomi' demek. Enflasyon kısmi tedbirlerle düzelmez. Asgari ücretlinin devletten şu anki enflasyonla yüzde 8 alacağı var.

Ben buradan Merkez Bankası Başkanı'na tekrar soruyorum; 2018'den bu yana içeriden ölçtüğü enflasyonla TÜİK'in ölçtüğü enflasyon arasında ne kadar fark var? Tam 8 yıl olmuş. Aradaki fark kadar emeklimizin, memurlarımızın, asgari ücretlilerimizin ve tüm vatandaşlarımızın alacağı var.

İnsanlar eskiden açıklanan rakamlara güveniyordu. Öngörülebilirlik kalmadı. Devlet sistemi kalmadı. Şu anda herkesin devletten alacağı var.

Elif Çakır: Merkez Bankası faizi sabit tuttu ama siz, "İran Savaşı'ndan bu yana artırdı" diyorsunuz. Bu nasıl oldu?

Babacan: En yaygın fonlama yöntemi haftalık repodur. Asıl politika faizi dediğimiz odur. Bir de Merkez Bankası'nın gecelik fonlaması vardır. Gecelik borç verir bir gün sonra faizi ile birlikte alır. Merkez, İran Savaşı çıktığından beri diyor ki, "Sabit tutmaya kadar verdim." Rakam yüzde 37. Bankalar Merkez Bankası'na, "Bana yüzde 37'den ver" diyor. Merkez, "Hayır, geceliği benden o şekilde alabilirsin" diyor. Yani yüzde 37'lik kanalı kapattı. Bankaları yüzde 40'a zorladı. İran savaşı başladığından beri Merkez Bankası faizi artırmıştır ama 'arttırdım' dememiştir. Ben rasypnel çalışan dürüstlüğe, kurumlara önem veren biri olarak Merkez Bankası, nasıl, "Sabit tuttum" diye bir açıklama yapar anlamıyorum. Böyle güven mi olur?

Taha Akyol: Şunun için para yok, bunun için para yok ama bütçe açığı artmasın ama faize 2,7 trilyon ödenek ayrıldı. Neden bu kadar çok?

Babacan: Bütçeye bu rakam konulurken İran Savaşı yoktu. İran Savaşı'ndan sonra faiz arttığına göre bu bütçe de yetmeyecek. Daha yüksek bir ödeme olacak.

Taha Akyol: Bu devlet neden bu kadar çok borçlu?

Babacan: Türkiye Cumhuriyeti'nin toplam borcu aslında o kadar yüksek değil. Ama yüksek oranda faiz ödüyoruz. Avrupa'nın en düşük borçlu ülkelerinden biri olarak faizden elde ettiğiniz tasarrufu vatandaş için kullanırsınız. Merkez Bankası faizi bu kadar yükseltmek zorunda kalmadıkça devletin faiz ödemeleri aşağı iner. Hesap bu kadar basit. "Enflasyonu siz mi düşüreceksiniz?" diyorlardı bize. Evet düşürdük.

Erdoğan, "Ben imza attığım için enflasyon düştü" diyordu. Şu an daha büyük bir imzası var, her şeye yetkisi olan bir imza. Ben de diyorum ki, "At imzayı düşür şu enflasyonu." Merkez Bankası, Mehmet Şimşek falan hepsi hikaye. İstede hepsini anında değiştirir. Demek ki isteyerek bunları tutuyor.

Elif Çakır: Şimşek'i ekonomiyi düzeltsin diye getirmişti. Ama ekonomi bir türlü düzelemiyor. Şimşek'in ekonomi programı mı çöktü?

Babacan: Şu anda Türkiye'nin ekonomik bir programı yok, kimse kimseyi kandırmasın. Keşke özgür bir gazetecilik olsa da sizler Mehmet Şimşek'e, Cevdet Yılmaz'a sorsanız; Avrupa Birliği'nin Kamu İhale Mevzuatı'nı niye Türkiye getirmiyorsunuz? Bakalım ne cevap verebilecekler. Topyekün bir zihniyet değişimi olmadan bu ülkenin ayağa kalkması imkansız.

Taha Akyol: Kamu İhale Yasası'ndan bahsettiniz. Bu, evrensel standartlara göre 200'e yakın defa değiştirilerek bozuldu bu iktidar zamanında. Şimdi 1,7 trilyon dolar değerinde olduğu ifade edilen küresel kamu alımlarından, ihale piyasasından dışlandığımıza dair çok ciddi açıklamalar oldu. Siz ne diyorsunuz?

Babacan: Bizim gümrük Birliği 1996'da başladı. Sadece sanayi ürünlerini kapsıyor. Halbuki başka ayakları da var. Tarım, hizmet ve kamu alımları... Bizim kendi sektörümüz, kendi firmalarımız o vizyona biraz sahip olsalar herkes kazanacak.

Gümrük Birliği'nde kamu alımlarına girelim devasa Avrupa piyasası bize açılacak. Avrupalı firmalarda Türkiye'de ihaleye girebilecek ama bizim rekabet gücümüz çok daha fazla. Türkiye'yi büyütmek istiyorsak ufkumuzu genişletmek zorundayız.

Elif Çakır: Son döneminin en çok konuşulan konularından bir tanesi 'CHP'ye mutlak butlan.' İktidar medyası her gün bunu konuşuyor. Bu tür girişimlerin de ekonomik maliyeti var. İmamoğlu'nun 19 Mart'ta gözaltına alınmasının ardından 27 Nisan 2025 tarihinde siz, "Türkiye'ye bir aylık maliyeti 140 milyar dolar" demiştiniz. CHP'yen mutlak butlan atanmasının Türkiye'ye maliyeti ne olur?

Babacan: Benim söylediğim her şeyi insanlar incelemeye alıyor. Mehmet Şimşek yurt dışında bir sunuş yapıyor. Merkez Bankası'nın rezervlerindeki erimeyi gösteriyor. O sunumda geçen yılın mart ayını işaretliyor bir de bu mart ayını işaretliyor. Bu mart ayında, "İran Savaşı" diyor. Öteki mart ayında, "Bir sürü olaylar oldu" diyor. "Biz İBB Başkanı'nı içeri attık" diyemiyor. Cumhurbaşkanı ne derse o olur. Mutlak butlanı ilan etmek isterse eder, Kılıçdaroğlu'nun gelmesini isterse gelir. Yüksek faizle döviz rezervlerinin oluşturuyorlar sonra da bunları harcıyorlar. Milletçe bedelini ödediğimiz yüksek faiz, iktidarın ara ara yaptığı hukuk dışı uygulamalarının maliyetini karşılamakta kullanılıyor. Yüksek faiz olduğu sürece dövizi topluyorlar. Topladıkları dövizi de bu tür krizlerde arka kapıdan satıyorlar. Sattıkları gün açıklamıyorlar artık bize. Sonradan bir şekilde öğreniyoruz. Daha sonra açıklıyorlar. Mutlak butlan davası devam ettiği sürece ana muhalefet partisinin içi de farklı evrelerden geçecek. Kendi içlerinde de değişik hareketler oluyor. Cumhurbaşkanı bunu da izlemek isteyebilir.

Şu andaki mevcut Adalet Bakanı ile yargı, yürütme ve mahkemeler tamamen birbirine girmiş durumda. İstanbul'da ne kadar garip uygulamalar varsa artık her İstanbul.

Ekonomide herhangi bir bilgiyi birileri biliyorsda birileri bilmiyorsa; bilenler bilmeyenlerin sırtından para kazanır. Sabit gelirli herkesin kredi ile ev alabildiği bir ülkeydi burası. Şimdi ne oldu? O menfaat şebekesi iktidarın başına oturdu. Muslukların başına oturdu. Şimdi herkes muslukların başında su doldurmakla meşgul. Bu, bu şekilde düzelmeyecek. Şu an iyiye giden şeyler; savunma sanayimiz mesela. İran-ABD ve Rusya-Ukrayna Savaşı'nda Türkiye'nin tutumu.

Taha Akyol: Varlık Barışı 9. defa çıkıyor. Yurt dışında parası olanlar, "Siz getirin, nereden aldınız" demeyeceğiz... Gelir mi peki oradan para?

Babacan: O tür paradan gelen faize gelir. Doğrudan yatırıma gelmez. Parası çok olan birini gördüklerinde hemen avuçlarını ovuşturmaya başlıyorlar. "Sen paranı getir, senden vergi almayacağım. O parayı başkasına verirsen sadece yüzde 1 alacağım" diyor. Arkada neler var, bu işler aslında kimler için çıkarılıyor. Bu ülkeye güvenmiş yüzlerce sanayicimiz var. Sen bunların tepesine yüksek faizle bin.

Varlık Barışı, varlıklı olanla barışıyor ama darda olanla barışmıyor.

Elif Çakır: Bu son dönemdeki geçişler... CHP'li belediyelerden AK Parti'ye geçişler... CHP'ye yüklenen bir iktidar tablosu var. Burcu Köksal, AK Parti'ye geçmeden 20 gün önce bütün iktidar yakını medya kurumlarında manşet oldu. Rüşvet skandalı, yolsuzluk operasyonu vs... Hakkında bir soruşturma emareleri başlayınca Burcu Köksal bir anda AK Parti'ye geçti. Yine Özlem Çerçioğlu ile ilgili de aynı tablo vardı. Siz nasıl yorumluyorsunuz?

Babacan: Sorunuzun içinde aslında cevap da var. Eskiden siyasetçiler de bir utanma duygusu vardı. Maalesef bunların artık eserini görememeye başladık. Bunlar, 'ben milletin yüzüne nasıl bakacağım' diye hiç düşünmüyor. Bu tür transferlerde benim hep aklıma gelen; bu işin mali ve rant konuları neler?

Siz o belediye başkanlarını almakla, o belediye başkanlarına oy verenleri AK Parti'ye çekeceğinizi mi düşünüyorsunuz? Bunu siyaseten izah etme mümkün değil. Bu rozet takma meselesi sadece AK Parti'de mi? Hayır.

Ana muhalafet partisi aynı masada oturduğu çok sayıda milletvekiline rozet taktı. Aynı masada oturduğunuz İYİ Parti ya da DEVA'dan milletvekillerine rozet takıyorsunuz. Başka partilerin milletvekillerine rozet takarken hiç sorun yok ama sizin bir milletvekilinize ya da belediye başkanınıza rozet takınca kıyameti koparıyorlar. Ayrıldıkları zaman en kötü insan oluyorlar. Bu da doğru değil. CHP'nin bu tutumu doğru değil.

Elif Çakır: Ortada şöyle bir tablo var: Ellerindeki şantaja açıksa önce bir tehdit mekanizması çalışıyor, ona direnirse cezaevine giriyor. Direnmezse rozet takıyor. Mesela Özlem Çerçioğlu, "6 metrekare cezaevinde ben kalamam" demişti.

Babacan: Diyor ki; Afyon'un sorunları var, AK Parti ile beraber çözeceğiz. Şimdiye kadar neden çözmedin? Anayasa'nın yemin metninde ant içiyorlar. Bu Anayasa'daki tarafsızlık yeminine aykırı bir durum. Biz muhalefetteyiz diye muhalefetteki yanlışları dile getirmeyeceğiz değil. Olmaz. Bu işi artık ne iktidar yapabilir ne de ana muhalefet partisi. Bu sorumluluk artık bizim omuzlarımızda.

Taha Akyol: Erdoğan başta böyle miydi? Böyle olmaya başladığını siz ne zaman hissettiniz? (Transferler için söylediği ağır sözler, tek imza adamı olması...)

Babacan: AK Parti'yi ilk kurduğumuzda partinin tüzüğünde 'yönetim ilkemiz üç temel' dedik. O zaman Sayın Erdoğan da bunu her yerde söylüyordu. "Bu partide asla lider sultası olmayacak" Devlet yönetme gücünün süre ve hukuk ile sınırlanması lazım. Güç yozlaştırıyor. Biz lider için onu yazdık. Ben o masada oturuyordum. Farklı farklı sebepler olabilir ama bir meleğe bu gücü verin ama bir süre sonra, "Şeytanlaşmaya mı başladım" der. Bu insanın yaratılışından gelen bir özellik. Benim ilk istifa mektubum 2009. Yani kalfalık döneminin ikinci yılında Erdoğan'ın değişimlerini anladım.

Genel kurulu bile engellediler. "Kendi" IMF'mizi kuracağız" dediler. Kendi IMF'miz nedir yani?

Elif Çakır: Saadet Partisi lideri Arıkan bir açıklama yaptı ve gözler size çevrildi. "Bir adayızmız var ve o isim belli. Adayımızı açıkladığımızda 86 milyon, "Oh be" diyecek. Ama şu an açıklayamayız çünkü tutuklanır" dedi. O aday siz misiniz?

Babacan: Sayın Arıkan canlı yayında bir ideal çerçevesi çizdi. Şu anda bizim önceliğimiz; aynı hedeflerde buluşabilmek. Aynı ilkelerimizin olduğu ittifak partilerini çoğaltmak istiyoruz. Ama bu ittifak oluşturulurken ortak aday mevuzusu o zaman konuşulur. Saadet Partisi ya da başka partiler içerisinde benimle ilgili olumlu düşünceleri olanlar varsa ben bundan onur duyarım. Ama bunun öncesinde ittifak yapımızı değiştirmek. Önümüzdeki aylarda bu ittifak yapısı somutlaştırarak milletimizin karşısına çıkmak zorundayız. Biz seçim için değil, ülkeyi yönetmek için bir araya geldik. Kendi iç sıkıntıları ile uğraşan ana muhalefete de bu ülkeyi bırakmak istemiyoruz.

Başta CHP içerisindeki bir güruh Altılı Masa'ya verip veriştiriyor ama orada milletin yüzde 48'lik desteğini alan bir yapı oluştu orada. Onu da önemsizleştirmeyelim. Sayın Erdoğan iki gün önce, "Yeni Anayasa" diyor. 8 yıldır aynı şeyi diyor. Ama yapamazlar.

Elif Çakır: İktidar ve ana muhalefet arasın sıkışmış bir millet var. Ana muhalefete ve iktidara alternatif olabilecek misiniz?

Babacan: Kesinlikle. Şu andaki kirlenmiş siyasetin tamamına alternatifiz. Biz temiz siyaset taraftarıyız. Siyasasetin tamamı kötü değil.

Elif Çakır: Araştırmaya göre; Türkiye'nin yüzde 76'sı Türk mahkemelerine güvenmiyor. AK Parti tabanının yüzde 42'si iktidarın yargıya müdahale ettiniz düşünüyor. Yüzde 77'si, "Türkiye'de adalet yok" diyor. Ama Türkiye'de isminde 'adalet' olan bir iktidar partisi de var. İmamoğlu Davası'nın hukuki değil siyasi olduğunu düşünenlerin sayısı artıyor. Türkiye'nin bir ekonomi sorunu var ama bir adalet sorunu da var. KHK problemi var. Geçtiğimiz hafta AİHM, neredeyse bütün FETÖ davalarını çökerten hepsine yeniden yargılamanın imkanını verdi. Siz ne düşünüyorsunuz?

Babacan: Bu FETÖ son derece telikeli bir örgüt. Meclis'imizi F16'lar ile vuracak kadar tehlikeli. Ellerine fırsat geçse bu ülkeye yine aynı ihaneti yaparlar. Ama devletin en önemli vasfı; yaptığı işi adaletle yapıyor olması. 15 Temmuz'dan sonra tüm sisteme iki talimat verildi: Yaşın yanında kuru da yanacak ve acımayın acınacak hale düşersiniz. Bunlar bizzat yukarıdan gelen talimatlar. Daha sonra 'at izi it izine karıştı' gibi ifadeler de kullanıldı. FETÖ iler mücadelenin ana iki kodu bu. Bu şekilde FETÖ davalarında savcı ve hakimler büyük korku altına girdiler. "Bana, 'Sen bunları koruyorsun' diyebilirler" dediler. Bizim KHK mağdurlariyetlerini çözmek için yeterince plan var.

AHİM'in Şaban Yasak kararı ile ilgili arkadaşlarımdan henüz detaylı bir rapor almadım. Mesela Yüksel Yalçınkaya kararı var. Bizim hukukçu arkadaşlarımız o konu ile ilgili olarak, "AİHM, doğru yaptır" diyor. Bizim bu kararın MR'ını çekmemiz gerekiyor. 15 Temmuz kararlarında hukuk devleti ilkeleri çiğnenmiştir. OHAL döneminde Türkiye'nin Anayasa'sı değişti. Erdoğan, "Bu bize Allah'ın lütfu oldu" deyip ardından, "Atı alan Üsküdar'ı geçti" dedi.

Elif Çakır: Bir ülkenin 900 şirketi terör ile bağlantılı olur mu?

Babacan: Bu örgütün kurduğu ağ büyük bir ağ. Onu kabul etmek lazım. Bu ağın bir ticaret ve finans boyutu var. TMSF, aslında bir fondur. TMSF'nin asıl varlık sebebi; bu batan bankaların tam bağımsız bir şekilde denetlenmesidir. Dolayısıyla doğruysa doğru, haklıysa hakkını almak... Sonra TMSF'ye ilave görevler verildi. Kayyum atanan şirketle için görev verildi. Mesela Tele1 Davası... Dava sonuçlanmadan satılıyor.

 


YORUMLAR

Yorum Yaz
Bu habere daha önce yorum yapan olmadı.
Şimdi ilk yorumu sen yaz.!
ARŞİV
GAZETE MANŞETLERİ
KARİKATÜR KÖŞESİ
ANKETLER
Seçili anket bulunmamaktadır
Bu ankete toplam kişi katıldı.