Orta Doğu’daki gerilimin ve özellikle İran’daki savaşın ekonomik yansımaları, enerji fiyatlarından sermaye hareketlerine kadar geniş bir alanda hissediliyor. Koç Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Selva Demiralp, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımlarda bu etkileri ayrıntılı biçimde değerlendirdi. Demiralp, “Bugünlerde en sık karşılaştığımız soru şu: İran savaşı Türkiye ekonomisini nasıl etkiliyor? Maliyetin büyüklüğü savaşın süresine bağlı, onu kimse bilmiyor. Ama aktarım kanallarını az çok biliyoruz” ifadelerini kullandı.
ENERJİ ŞOKU CARİ AÇIK VE ENFLASYONU TETİKLİYOR
Enerji fiyatları üzerinden oluşan ilk etkiye işaret eden Demiralp, “Savaş, Hürmüz Boğazı’nın fiilen kapanmasına yol açarak küresel petrol ve doğal gaz arzını ciddi şekilde kısıtladı” dedi. Türkiye’nin enerji ihtiyacının yaklaşık yüzde 90’ını ithal ettiğini vurgulayan Demiralp, “Bu şok doğrudan üç makroekonomik değişkeni etkiliyor: enerji ithalat faturasının artması cari açığı büyütüyor, artan akaryakıt ve enerji maliyetleri enflasyonu besliyor, hükümetin pompa fiyatlarını baskılamak için ÖTV’yi düşürmesi ise bütçe gelirlerinde kayba neden olarak bütçe açığını artırıyor” ifadelerini kullandı.
SANAYİ MALİYETLERİ VE KÜRESEL RİSKLER BASKIYI ARTIRIYOR
Endüstriyel girdilerdeki artışın ikinci etki kanalı olduğunu belirten Demiralp, “Enerji fiyatlarındaki artış, gübre (doğal gaz girdisi), petrokimya ve alüminyum gibi enerji yoğun sanayi girdilerinin fiyatlarını da yukarı çekiyor” dedi. Bu durumun üretim maliyetlerini artırarak enflasyona ek baskı oluşturduğunu kaydeden Demiralp, “aynı zamanda bu girdilerin ithalat faturasını yükselterek cari açığı genişletiyor” değerlendirmesinde bulundu.
Küresel risk ve belirsizlik boyutuna da dikkat çeken Demiralp, “Savaşın yarattığı jeopolitik belirsizlik küresel risk iştahını düşürüyor ve likidite koşullarını sıkılaştırıyor” dedi. Enerji fiyatlarındaki artışın küresel enflasyonu yeniden alevlendirme riski taşıdığını ifade eden Demiralp, “bu da Fed’i daha şahin bir duruşa itiyor; bu da faiz indirim beklentilerini erteleyerek gelişmekte olan ülkelerden sermaye çıkışını hızlandırıyor” ifadelerini kullandı.
SERMAYE ÇIKIŞI, REZERV KAYBI VE BÜYÜMEDE YAVAŞLAMA
Türkiye’ye yönelik sermaye hareketlerine de değinen Demiralp, “yabancı yatırımcıların Türkiye’den sermaye çıkarması (28 Şubat’tan bu yana tahminen 25 ila 30 milyar dolar)” bilgisini paylaştı. Ayrıca bölgesel güvenlik risklerinin ekonomik yansımalarına işaret eden Demiralp, “İran füzelerinin Türk hava sahasına girmesi ve bölgesel güvenlik algısının bozulmasıyla turizm gelirlerinin tehdit altına girmesi” ve “bölgedeki iş kontratlarının iptali veya askıya alınması” gibi etkilerin büyümeyi olumsuz etkilediğini belirtti.
Sermaye çıkışlarının makroekonomik dengeler üzerindeki etkisini de değerlendiren Demiralp, “Türkiye’den çıkan sermaye iki yoldan makroekonomik dengeleri bozuyor: TL üzerindeki baskıyı artırarak enflasyonu besliyor, aynı zamanda dış borç servis maliyetlerini yükselterek cari açığı genişletiyor” dedi. Bu sürecin finansal koşulları sıkılaştırdığını belirten Demiralp, kredi kanallarındaki daralma ve yatırımların ertelenmesinin büyümeyi yavaşlattığını ifade etti.
Son olarak ikincil etkileri ele alan Demiralp, “Cari açığın hızla büyümesi, Merkez Bankası’nı TL’yi savunmak için döviz satışına zorluyor (28 Şubat’tan bu yana yaklaşık 25 milyar dolar rezerv kaybı)” dedi. Enflasyondaki yükselişin reel gelirleri aşındırdığını vurgulayan Demiralp, “para politikasının gevşetilmesini engelleyerek büyüme üzerinde ayrıca baskı oluşturuyor” ifadelerini kullandı.



















