Çanakkale Deniz Zaferi’nin 111’inci yılı, cephede verilen mücadelenin yalnızca silah gücüyle değil, akıl ve istihbaratla da kazanıldığını gösteren belgelerle anılıyor. Birinci Dünya Savaşı sırasında Osmanlı ordusu, düşman kuvvetlerin telsiz haberleşmesini dinleyerek elde ettiği bilgileri anlık olarak harekât planlarına yansıttı.

19 Şubat 1915’te başlayan ve 9 Ocak 1916’da sona eren Çanakkale Cephesi’nde, İtilaf Devletleri’nin donanma ile kara birlikleri arasındaki iletişimi telsiz dinlemeleriyle takip edildi. Cephedeki askerler, yalnızca mermi ve süngüyle değil, elde edilen bu kritik bilgilerle de varlık mücadelesi verdi.
Bu mücadelenin izleri, Mustafa Kemal Atatürk’ün 19. Fırka Komutanı olduğu dönemde birlik komutanlarına gönderdiği telgrafta açıkça görülüyor. Düşmanın telsiz mesajlarının çözümlenmesiyle elde edilen bilgiler, cephede atılacak adımları belirledi.

Mustafa Kemal Atatürk’ün kendi el yazısıyla kaleme aldığı emirde, “Karşımızdaki düşman komutanının, telsizle ‘Buraya yardım gemileri gönderiniz’ şeklinde başvuruda bulunduğu, müstahkem mevkiden ele geçirilen telsiz mesajından anlaşılmıştır. Sonuç olarak, karşımızda bir alay, yani dört tabur asker bulunmaktadır. Düşmanın takviye birlikleri almasına fırsat vermeden taarruz (saldırı) harekatına devam ediniz ve düşmanı bulunduğu mevzilerden çıkarınız. Bunun için daha önceki emrimde belirttiğim şekilde, 125. Alay’ın bir taburunu 27. Alay’a gönderecek ve kalan kuvvetle 14. Alay’ın yedek birliğini oluşturacaktır. Gerek 14. gerekse 27. Alay ile sol kanadımızdaki diğer birlikler, hemen alayın gerideki yedek kuvvetlerini de yanlarına alarak düşmana hızlı ve kesin bir darbe indirmek üzere hemen ileri harekete geçiniz. 15. Alay, cephe hattının gerisine çekilmiştir. 13. Alay da harekete hazırdır. Bütün topçu birlikleri, piyademizin ileri harekatını takip ederek onları koruyacaktır” ifadeleri yer aldı.

Bu telgraf, cephedeki askerlerin yalnızca karşılarında duran düşmanla değil, zamanla ve imkânsızlıklarla da yarıştığını gösteriyor. Telsizden yakalanan bir mesajın, bir taarruz emrine dönüşmesi; o gün verilen kararların ne kadar kritik olduğunu ortaya koyuyor. Çanakkale’de kazanılan zaferin ardında, fedakârlığın yanı sıra doğru zamanda alınan bu hayati kararlar da yer alıyor.



















