Türkiye sermaye piyasalarında fon sahipliği, fiili dolaşımdaki hisse oranları ve piyasa manipülasyonu iddiaları nedeniyle ortaya çıkan güven sorunu uluslararası endeks kuruluşlarının kararlarına yansımaya devam ediyor. Dünyanın önde gelen endeks sağlayıcılarından S&P Dow Jones Indices, Türk hisse senetlerini kapsayan bazı endeks güncellemelerini askıya aldığını açıkladı.
Karar, küresel endeks sağlayıcısı MSCI'ın 15 Ekim'de benzer kısıtlamaları uygulamaya koymasının ardından geldi. İki büyük kuruluşun art arda aldığı kararlar, Türkiye'nin uluslararası yatırım endekslerindeki geleceğine ilişkin endişeleri artırdı.
ARALIK AYINDA ENDEKSLERE YENİ TÜRK HİSSESİ ALINMAYACAK
S&P Dow Jones Indices, kararının gerekçesi olarak Türkiye piyasasındaki yapısal sorunlara ve hisse sahipliğine ilişkin şeffaflık endişelerine işaret etti. Kuruluş, aralık ayında yapılacak endeks değerlendirmelerinde hiçbir yeni Türk hisse senedini endekslerine dahil etmeyeceğini duyurdu.
Bununla birlikte Türkiye'de işlem gören hisselerin pay sayılarında ve yatırım yapılabilir ağırlık faktörlerinde gerçekleştirilen üç aylık veya zorunlu olmayan güncellemeler de askıya alındı.
Karar, mevcut Türk hisselerinin endekslerden çıkarıldığı anlamına gelmiyor. Ancak yeni şirketlerin endekslere dahil edilmesinin ve bazı ağırlık artışlarının durdurulması, Türk sermaye piyasalarının uluslararası yatırım fonlarından yeni kaynak çekme imkanlarını sınırlayabilecek bir gelişme olarak değerlendiriliyor.
1-2 MİLYAR DOLARLIK SERMAYE ÇIKIŞI RİSKİ
S&P Dow Jones Indices'in kararının asıl kritik boyutunu ise Türkiye'nin piyasa sınıflandırmasının geleceği oluşturuyor. Türkiye'nin S&P endekslerindeki ağırlığının yaklaşık yüzde 0,60 seviyesinde olduğu belirtiliyor. Piyasa tahminlerine göre Türkiye'nin gelişmekte olan piyasalar kategorisinden daha alt bir sınıfa düşürülmesi, ilgili endeksleri takip eden fonların portföylerini yeniden düzenlemesine yol açabilir.
Böyle bir senaryoda Türk hisse senetlerinden yaklaşık 1 ila 2 milyar dolarlık sermaye çıkışı yaşanabileceği hesaplanıyor.
TÜRKİYE'NİN GELİŞMEKTE OLAN PİYASA STATÜSÜ TEHLİKEDE
S&P Dow Jones Indices, Türkiye'yi temmuz ayında yayımladığı 2026/2027 Ülke Sınıflandırma İzleme Listesi'ne almıştı. Kuruluş, Türk piyasasında hisse sahipliğinin yeterince şeffaf olmaması, piyasa erişilebilirliği ve yatırım yapılabilirlik koşullarına ilişkin sorunların devam etmesi halinde Türkiye'nin mevcut statüsünün yeniden değerlendirilebileceği uyarısında bulunmuştu.
Bu kapsamda Türkiye'nin gelişmekte olan piyasa statüsünden sınır piyasa kategorisine düşürülmesi ihtimali bulunuyor.
Statü değişikliği, Türkiye'yi gelişmekte olan piyasalar üzerinden takip eden uluslararası yatırım fonları açısından önemli sonuçlar doğurabilir. Bazı fonlar, yatırım politikaları gereği portföylerindeki Türk hisselerini azaltmak veya tamamen satmak zorunda kalabilir.
MSCI DA FONLAR ÜZERİNDEN KOORDİNELİ İŞLEMLERE DİKKAT ÇEKMİŞTİ
S&P Dow Jones'un kararı, MSCI'ın ekim ayında Türkiye hakkında yaptığı açıklamanın ardından geldi. MSCI, 15 Ekim 2026 tarihli duyurusunda bazı küçük ölçekli halka açık şirketlerle yakın ilişkili yatırım fonlarının hisselerde koordineli işlemler gerçekleştirmiş olabileceğine ilişkin ciddi yatırımcı endişeleri bulunduğunu bildirmişti.
Kuruluş, bu tür işlemlerin şirketlerin fiili dolaşımdaki pay oranlarının güvenilirliğini zedelediğini ve piyasa bütünlüğünü tehdit ettiğini vurgulamıştı.
MSCI, bu gerekçelerle Türk hisselerinde bazı endeks değişikliklerini süresiz olarak dondurmuş, yeni hisse eklemelerini ve belirli ağırlık artışlarını durdurmuştu.
Ayrıca Haziran 2027'ye kadar yeterli ilerleme sağlanamaması halinde Türkiye'nin gelişmekte olan piyasa statüsünden sınır piyasa veya bağımsız piyasa kategorisine alınmasına yönelik değerlendirme başlatılabileceğini açıklamıştı.
FON SKANDALI ULUSLARARASI GÜVEN SORUNUNA DÖNÜŞTÜ
Türkiye'de son dönemde yatırım fonları üzerinden bazı hisselerde fiyatların yapay biçimde yükseltildiği ve fon sahipliği yapıları aracılığıyla gerçek fiili dolaşım oranlarının olduğundan farklı görünebildiği iddiaları, uluslararası yatırım kuruluşlarının gündemine girdi.
Özellikle fonların halka açık şirketlerdeki paylarının nihai sahipliği ve aynı hisselerde koordineli alım satım yapılıp yapılmadığı, yabancı yatırımcıların üzerinde durduğu temel sorunlar arasında yer alıyor.
Uluslararası kuruluşlar, yatırımcı güveninin yeniden sağlanabilmesi için gerçek faydalanıcıların şeffaf biçimde açıklanmasını, koordineli işlemlere karşı etkin denetim uygulanmasını ve fiili dolaşım hesaplamalarının bağımsız biçimde doğrulanabilmesini istiyor.
MSCI ve S&P Dow Jones'un art arda aldığı kararlar, Türkiye'deki fon manipülasyonu iddialarının etkilerinin yalnızca yerli yatırımcıların uğradığı zararlarla sınırlı kalmayabileceğini gösteriyor.
Türkiye'nin uluslararası endekslerdeki konumunun zayıflaması, yabancı yatırımcı ilgisinin azalması ve olası portföy çıkışları, sermaye piyasalarında yaşanan güven sorununun daha geniş bir ekonomik maliyete dönüşmesi riskini beraberinde getiriyor.










