Tek Gazetesi - Haber Sitesi - Son Dakika Haberleri

Sayfa Adresi : https://www.tekgazetesi.com/haber-detay/15197_ozel-den-kilicdaroglu-na-cagri-parti-bu-ayiptan-ku

GÜNDEM

Tümü

Özel'den Kılıçdaroğlu'na çağrı: Parti bu ayıptan kurtulmalı

(3 Saat, 37 Dakika önce) 150 İzlenme 0 Yorum
CHP lideri Özgür Özel, partisinin grup toplantısında konuştu. Kemal Kılıçdaroğlu'na kurultay çağrısı yapan Özel, "Bu ayıptan derhal kurtulunmalı. Bir tarihi çağrı olarak, Kemal Bey'e bu tarihi kararı almasını, ülkeyi ve partiyi bu cendere içinde daha fazla tutmamasını davet ediyorum" dedi.

CHP Genel Başkanı Özgür Özel, "mutlak butlan" kararına ilişkin tartışmaların üçüncü haftasında TBMM'de düzenlenen CHP Grup Toplantısı'nda konuştu. Kurultay sürecine ilişkin Kemal Kılıçdaroğlu'na çağrıda bulunan Özel, "Bu ayıptan derhal kurtulunmalı. Bir tarihi çağrı olarak, Kemal Bey'e bu tarihi kararı almasını, ülkeyi ve partiyi bu cendere içinde daha fazla tutmamasını davet ediyorum" ifadelerini kullandı.

Özel'in konuşmasından öne çıkanlar;

"Partimizi, demokrasimizi ve ülkemizin geleceğini hedef alan bütün saldırılara rağmen bugün yine milletimizle birlikte, sizlerle birlikte milletimizin Meclisindeyiz. Zor zamanlardan geçiyoruz ama baskıya, zorbalığa ve karanlığa teslim olmuyoruz. Hep beraber adım adım bu karanlığın, bu karanlık tünelin ucundaki ışığa, umuda yürümeye devam ediyoruz.

basliksiz-6.jpg

"'KURULTAY YAPAMIYORUZ' GİBİ YAKLAŞIMLARLA KARŞI KARŞIYAYIZ"

Geçen hafta 74 il başkanımız 81 ilden gelen delege imzalarımızı, o illerin delegeleriyle birlikte il başkanlarımızın olmadığı yedi ilin delegeleriyle birlikte Cumhuriyet Halk Parti'mizin şu an butlan yönetiminde olan genel merkezine götürdüler. Büyük bir özenle, titizlikle görevlerini yerine getirdiler. Orada çok önemli, tarihi, güçlü de bir açıklama yaptılar. Ve bin dört delegemizin iradelerini teslim eden ıslak imzaları götürdüler. İşte İstanbul'u düşelim, şunu düşelim, bunu düşelim, 833 resmiyet kazandığını söyledikleri imza teslim edildi ve o günden itibaren de kurultayı bekliyoruz. Tabii bir tedbir kararı var. 'Bu kurultayı yapamayız. Normalini yaparız. Biraz inceleriz, sonra söyleriz' bu tip kamuoyunun hiç tahammül edemediği, partililerimizden hiç tahammül edemediği delege mi delege, imza mı imza, onu alıp gereğini yapıp ilçe seçim kuruluna bildirmek görev, ondan sonrasını ilçe seçim kuruluyla söyleyecek. Ama bununla ilgili bir sürü zorluk çıkarmak esas niyetin hani 'Kurultay yapabilecek olsak hemen yaparız' sözü gerçek olsa, samimi olsa derhal bunun yapılması, kurultayı yapmayan, yaptırmayan bir irade varsa ona karşı hep bir ve bütün mücadele verilmesi gerekirken birtakım bahanelerle, engellemelerle, 'Efendim sorduk, kurultay yapamıyoruz' gibi yaklaşımlarla karşı karşıyayız.

"KOCA BİR DOSYA TESLİM ETTİK"

İmzalarla birlikte koca bir dosya teslim ettik. O dosyada Türkiye'de kamu hukuku ve seçim hukuku alanında önde gelen 34 profesör ve doçentin ki aralarında Prof. Dr. Fahri Bakırcı, Metin Günday, Murat Sevinç, Fazıl Saylam, Güçlü Akyürek, İbrahim Kaboğlu, Korkut Kanadoğlu, Necmi Yüzbaşıoğlu, Sevtap Yokuş Veznadaroğlu, Sibel İnceoğlu, Sultan Uzeltürk, Süheyl Batum, Şule Özsoy Boyunsuz ve Tolga Şirin'in de bulunduğu yayınlandıktan sonra da bu alandaki pek çok akademisyenin 'Biz de aynı görüşleri paylaşıyoruz' dediği bir metin yayınlandı. Bu metinde tedbir kararının kurultay yapmaya engel olmadığını aksine hızlı bir kurultayı gerektirdiği söylendi. Bunun üzerine özel hukuk alanında çalışan ve bu kanun yapılırken medeni usul kanununda ki bu tedbir medeni kanunun usulle ilgili kısımlarında da konmuş, tarif edilmiş bir uygulama bu kanun yapılırken Meclis'e gelip bu kanunun yapımına katkı veren hocalarımız Hakan Pekcanıtez ve Muhammed Özekes bu konuda hakemli bir dergiye yayın yolladılar. Ayrıca resmi bir mütalaa verdiler. Onu da genel merkeze yolladık. Diyorlar ki bu kanunu yapanlar oraya tedbir lafı yazanlar, Medeni Kanun'a bunu yazanlar oraya gidiyor bu kanun, diyolar ki 'Tedbir kurultaya engel değildir aksine sonuç doğracak bir tedbir kararı uygulandı, uygulanmamalı derhal kurultay yapılmalıdır' diyorlar.

 

4.jpg

"O GÜN KEMAL BEY BÜTÜN SALONLA BİRLİKTE AYAKTA ALKIŞLIYORDU"

Türkiye'de aksini savunan tek bir hukukçu yok. Çıkıp da 'Hayır bu böyle olmaz' diyen sözüne güvenilir, bu konuda çalışmış, uluslararası ya da akademide Türkiye'de kabul görmüş bir hoca yok bunu söyleyen ama maalesef burada buna rağmen imzaları elde tutup ilçe seçim kuruluna yollayıp da 'Bakalım ilçe seçim kurulu, yüksek seçim kurulu ne diyor' buna bile mani olmaya çalışan bir tutum var. Bu tutumu dikkatle, sabırla, ibretle takip ediyoruz. Ancak Türkiye'ye sandığı getirmiş partinin son dört yaptığı kurultayda seçilmiş, mazbatasını almış genel başkanının altı yıl önceki bir seçime gidip aradaki dört tane seçimin sonucunu saymayarak partiyi bir atamayla yönetmeye çalışmanın izah edilebilir hiçbir tarafı yok. Bin dört delege imza vermiş kurultay yapılsın diye. Bu delegeler bizim Sayın Kılıçdaroğlu'yla yarıştığımız ve benim ilk turunu 682 - 664 önde tamamladığım ikinci turda kazandığım kurultayın delegeleri. Bakın çok basit bir hesap. O gün Kemal Bey'e oy vermiş arkadaşlardan yaklaşık 520 tanesi şu anda kurultay yapılsın diye imza vermiş durumdalar. Biz bu arkadaşları 6 Nisan günü çağırdık. 19 Mart darbesinden sonra. Laf söz ediyorlardı 'Kurultay iptal olacak' falan. 'Gelin bir daha oy kullanın' dedik. O gün bin 171'i geçerli oyların tamamını vererek iradelerle ortaya koydular. O gün Kemal Bey salonda oturuyordu. O kurultayın kapanışında delegenin iradesini göstermesi, oraya gelmesi, koşması o coşkusunu bütün salonla birlikte Kemal Bey ayakta alkışlıyordu.

"PARTİYİ BU CENDERENİN İÇİNDE DAHA FAZLA TUTMAMASINA DAVET EDİYORUM"

Bugün geldiğimiz noktada o kurultay, üstüne yapılan üç kurultay ve son kurultay mahallelerden başlamış ilçe, il seçimleriyle oluşmuş yeni kurultay, bu kurultayın delegelerinin seçtiği il başkanları görevde şimdi onlar hedefte. 2023 yılından bahsetmiyoruz. 2025 yılında yepyeni bir kurultay yapıldı. Ve orada seçilmiş olan il başkanları görevden alınmaya kalkıyor. Orada seçilmiş olan yönetimler hatta ve hatta en ayıplısı bizim kadın kolları ilçe başkanlarımızı, il başkanlarımızı sadece kadın üyeler seçiyorlar. Ayrı bir prosedürle, ayrı bir takvimle. Gençlik kollarını sadece 30 yaş altı üyeler seçiyorlar. Ayrı bir prosedür, ayrı bir takvimle. Ve o seçilmiş kadın kollarının, gençlik kollarının başkanlarına erkekler atama yapıyor. 'Kadınların hepsinin seçtiği değil, bizim seçtiğimiz yönetecek' diye. 30 yaşın altındaki üyelerin kendi seçtikleri başkanlara tamamı 30 yaşın üstünde bulunan kişilerden oluşmuş bir MYK atama yapıyor. Görevden alıyor. Görev teklif ediyor bazı gençlere. O yüzden bu ülkeye sandığı, demokrasiyi getirmiş, bu ülkeyi yeniden demokrasiye taşımayı vadeden bir partinin bu ayıptan derhal ama derhal kurtulması lazımdır. Bunu bir tarihi çağrı olarak iki milyon üyemiz adına, gençlerin umutları adına, bu ülkede yaşayan ve yaşamından memnun olmayan iktidarı değiştirmek isteyen herkes adına, her yönüyle, hocaların görüşleriyle, delegelerin imzasıyla, sokağın öfkesiyle, inancıyla, kararlılığıyla ama bu partinin bir evladı olarak Kemal Bey'e bugün bu tarihi kararı almasını ülkeyi ve partiyi bu cenderenin içinde daha fazla tutmamasına davet ediyorum."

2.jpg

"MUAZZAM BİR DESTEĞİ İLİĞİMİZDE, KEMİĞİMİZDE HİSSEDİYORUZ"

Özel, geçen hafta sonu gerçekleştirdiği Ankara Ulus Hal, Denizli ve Burdur ziyaretlerinden bahsederek şunları söyledi:

"Umut sadece bu salonda değil, hatta artık umut salonlarda değil. Umut sokakta. O ışığı Ankara sokaklarında, Denizli'de Burdur'da, ilçelerde, köylerde gördüm. Sokakta, pazarda, halde, tarlada, kahvehanede emeklinin öfkesinde, esnafın sabrında, çiftçinin alın terinde, gençlerin direncinde gördük. Kimse unutmasın ki atanmışlar kendilerini atayanlardan talimat alırlar. Ama seçilmişler talimatı, görevi milletten alırlar. Ben bugün bu kürsüye milletten, o milletin köyünden, evinden, sokağından, kahvesinden aldığım yetkiyle geldim.

Milletin meydanlarında, milletin sokaklarında, sokak sokak büyüyerek, meydan meydan büyüyerek ve kararlılıkla yürüyerek devam ediyoruz. Sıkıntılar büyük, tartışmalar zor ama öyle bir yerdeyiz ki Binaları geride bırakıp belki imkanları geride bırakıp ama sokaktaki milletle kucaklaşınca oradan aldığımız gücün bugüne kadar oy veren vermeyen herkesin bu haksızlığa ve bu haksızlığa karşı mücadelemize sizlerin kararlılığına 81 ildeki sahip çıkışa ve annelerin dualarına gençlerin gözyaşlarına, büyüklerin dirençlerine ve hep birlikte bu iktidarı değiştirme kararlılığına muazzam bir desteği iliğimizde, kemiğimizde hissediyoruz."

Elindeki dövizde yer alan motorsikletin fiyatı ve vergisi üzerinden AK Parti'nin ekonomi politikasını eleştiren Özel, "Ne diyoruz? Eskiden iki memur evlenirse 5 yıla bir araba alıyorlardı, 10 yıla ev. Yok, bir memur tek başına ise emekli ikramiyesiyle ev alıyordu; alamasa araba alıyordu. Şimdi babadan, anadan miras değilse, Milli Piyango'dan falan da çıkmazsa ki çıkmıyor artık ne ev almak mümkün, ne araba" ifadesini kullandı.

1.jpg

ÖZEL'DEN MOTOR ÜZERİNDEN VERGİ ELEŞTİRİSİ: "ARADAKİ FARK AKP'Yİ İKTİDARDA TUTMA VERGİSİ"

Ulaşım araçlarının gerekli olduğu işleri örnek veren Özel, "Tesisatçı, küçük esnaf, elektrikçi... Sayıları 1 milyonu geçti maalesef. Kendi motorunu kendi alıyor, 'esnaf kurye' diye dünya devlerinin emrinde çalışıyor gencecik kurye arkadaşlarımız. Bağ bahçeye traktörle dünya mazot yakarak gitmemek için traktörü orada bırakıp motorun yanında mazot taşıyan çiftçiler, ekonomi yapmaya çalışan herkes... Onlar için motor var. Bu motorun fiyatı 316.000 TL. 'Sepete Ekle' düğmesine basınca akpden.net'te sepete ekliyorsun. '316.000 lira verdin ama' diyor bu motora, '117.000 lira ÖTV alırım. 86.000 lira KDV alırım. Toplam 204.000 lira da bana verirsin.' Böylece 316.000 lira olan motor, 520.000 lira olur. Bu motoru almak isteyen herkese 300.000 liralık ve 500.000 liralık fiyatı gösterip, aradaki 204.000 liranın AKP'yi iktidarda tutma vergisi olduğunu hatırlatmak isterim. Bu arada akpden.net'e girdiğinizde sultancıların elinde kalan akpden.com'daki 44.000 liralık oyun konsolunun 76.000 liraya çıkışını, yine sultancıların elinde kalan 1,2 milyon liralık aracın 2,7 milyon liraya mal oluşunu görebilirsiniz. Ve maalesef butlan yönetiminin bulunduğu binada kalan akpden.com'un, akpden.net'te 65.000 lira olacak cep telefonunun 133.000 lira olduğunu akpden.net sitesinden gençler takip etmeye devam edebilir" diye konuştu.

"SEÇİM GARANTİSİ OLMADAN GEÇİM GARANTİSİ OLMAYACAK"

İktidarın ekonomi politikalarını ve kamu-özel işbirliği projelerini eleştiren Özel, devlet tarafından otoyol ve hastane gibi projelere verilen garantiler ile dar gelirlinin durumu arasındaki çelişkiye dikkati çekti. Özel, şunları kaydetti:

"Bu ülkede yola, köprüye, tünele geçiş garantisi var. Yani onu yapıp da '30 yıl işletecek olana geçiş garantisi var devletten. Havaalanı var, uçuş garantisi var devletten. Hastane yapılıyor, hasta garantisi var devletten. Ama işçiye, emekliye, emekçiye gelince geçim garantisi yok bu devletten. İktidarımızda en önemli vaadimizi söylüyorum, altı her türlü doldurulur. Ama bizim iktidarımızda zengine geçiş garantisi, uçuş garantisi, hasta garantisi, yatış garantisi ve her birine geleceklerinin garantisi değil, emekliye ve emekçiye 'geçim garantisi' için önce 'seçim garantisi'ni getireceğiz. Herkes şunu bilsin ki, buradan ilanen söylüyorum ki seçim garantisi olmadan geçim garantisi olmayacak. Seçimi garanti altına almadan, geçimi garanti altına alamayız. Hepimizin geleceğinin kurtulması, sandığın kurulmasına bağlı.

1.jpg

"SEÇİMİ SEÇENEKSİZ HALE GETİRMEYE ÇALIŞIYORLAR"

İçinde bulunduğumuz günlerde, AK Parti ile beraber yüzde 30'un üzerinde oy alan iki partiden birinin, diğer siyasi partilerin hepsinin emeği, oyu, kaydı çok değerli. Bu ülke için onların duruşu her şeyden değerli. Ama yüzde 30'larda olan iki partiden birini adaysızlaştırıp, kurumsuzlaştırıp, lidersizleştirip seçimi seçeneksiz hale getirmeye çalışıyorlar. O yüzden tüm muhalefet partilerinin bu meseleye bir demokrasi meselesi olarak bakmasını; bu mücadeleyi CHP'yi savunmak değil, demokrasiyi, sandığı, dolayısıyla milleti savunmak olarak görmelerini ve ortaya koyacakları net tavırları çok önemsiyoruz. Gösterilen dayanışmalara minnet duyuyoruz. Daha fazlası için 'Ya hep beraber ya hiçbirimiz, kurtuluş yok tek başına' diyoruz"

"EMEK SÖMÜRÜSÜNÜN DANİSKASI"

Ankara'da 9 gündür açlık grevini sürdüren Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası üyeleri ile mülakat mağduru öğretmenlerin durumuna da değinen Özel, 2014 yılında TBMM'de bir "gece yarısı operasyonuyla" özel okul öğretmenlerinin kamudaki meslektaşlarıyla eş değer maaş almasını güvence altına alan düzenlemenin kaldırıldığını hatırlattı. Özel, bu durumu "emek sömürüsünün daniskası" olarak nitelendirdi.

Özel, "O gece yarısı gelen bir kağıt apar topar AKP oylarıyla geçti. Bugün özel okullarda asgari ücretle, hatta yeterince derse girmediği gerekçesiyle asgari ücretin bile altında, 19 bin - 21 bin lira maaş alan öğretmenler var. Sendika işte buna itiraz etmeye geldi" ifadelerini kullandı.

"SAHİP ÇIKIN ÖĞRETMENLERİNİZE"

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın seçim dönemi verdiği "mülakatı kaldıracağız" sözünü tutmadığını ve bunun "düpedüz milli irade hırsızlığı" olduğunu kaydeden Özel, atanamayan öğretmenlere de dikkati çekti. Geçmişte Bülent Ecevit döneminde 68 bin olan atanamayan öğretmen sayısının bugün 1 milyon 430 bine ulaştığını vurgulayan Özel, şunları söyledi:

"Rahmetli Ecevit’e diyordu ki ‘Atamayacaksan ne okuttun be adam.’ Şimdi 1 milyon 43 bin öğretmen var atanmayan. ‘Atamayacaksan ne okuttun be adam.’ Ecevit‘e söylenen laf, şimdi kendisinin karşısında. İşte bu öğretmenleri kandırdı, ‘Mülakat olmayacak’ dedi ama mülakat yaptılar. Öyle dandik, yalan yanlış, apar topar bir iş yaptılar ki her şehre başka heyet kurdular. Kimi dedi ki ‘Hemşehrilerime 5 puan veriyorum buradan, bizimkiler yerleşsin’, kimi normal oyladı, kimi kıt verdi. Mülakat yapılmasa en tepelere yerleşecek bin 600’ün üzerinde öğretmen dışarıda kaldı yanlış mülakat notlarıyla. Bunlar da kalktılar kendi ya da her görüşten anne - babaları, bu kadarcık, sekiz aylık bebekleriyle geldiler Ankara’ya. 'Sendika ile bir yürüyelim' diyorlar. Ya inanılmaz bir şey. Demokrasi olsun diye kurulmuş şehirde 106 yıl sonra gaz sıkıyorlar öğretmene, cop vuruyorlar öğretmene, ters kelepçe yapıyorlar, gözaltına alıyorlar. Dokuz gündür açlık grevine başladılar. Öğretmenler ‘Parka gideceğim’ diyor, götürmüyor. ‘Yolda yürüyeceğim’, götürmüyor. ‘Bakanlığa gideceğim’... Ya hak arayacak. Amerika’da o beğenmediğin Trump’ın Beyaz Sarayı’nın karşısında günde altı - yedi kere nümayiş var; bir şey protesto ediyorlar. Almanya’da Bundestag’ın önünde sıra var, eylem yapmak için. İngiltere’de 10 Numara’nın önüne gidersin, pankartını açıp sayarsın, söversin. Ya senin neyin var da bu kadar haksızlığa uğramış öğretmeni sen binasından çıkarmıyorsun ya. Gittim, gördüm. Binanın kapısında burada erkek berberi, burada cep telefonu satıyor. Onların kapısının önündeki yere sıkıştırmışlar öğretmenleri. Etrafına çekmiş polis arabalarını, ‘Çıkacağım’ diyene ters kelepçe, biber gazı. Ondan sonra bir de şimdi karar almışlar ‘Efendim NATO var, şu kadar gün gösteri yasak, şu kadar gün bilmem ne…’ Ya yasak olmadığı gün canından bezdirdin sen öğretmenleri, utanmadan yasak tarif ediyor millete. Buradan bütün milletimize sesleniyorum. Teker teker her birimizi eziyorlar. Bugün bu öğretmenlerin mücadelesine sahip çıkmazsak yarın senin evladının bir başka mücadelesinde yalnız kalınacak. Bir başkası bir başka yerde yalnız bırakılacak. En sonunda hep onlar kazanacak, hep millet ezilecek. Bu oyunu tersine çevirecek bir tane güç var: O da milletin kendisidir. Sahip çıkın öğretmenlerinize."

3.jpg

CHP grubunun 81 ilde yürüteceği çalışmaları ve eylül ayında yapılması planlanan seçim çalışmalarını anlatan Özel, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Biz Cumhuriyet Halk Partisi grubu olarak, ilan edilmiş, hazırlanmış programlarla mayıs ayında, haziran ayında, temmuz, ağustos ortak tek bir programla, eylül ve ekim ayında iktidar programımızı, vaatlerimizi, çok iyi bildiğimiz sorunları nasıl çözeceğimizi anlatmak üzere masa masa, öbek öbek, grup grup, şehir şehir... Denizli'den, Gaziantep'ten, Bursa'dan, Kocaeli'nden başlayarak 81 ilde nasıl yöneteceğimizi, bu ülkeyi nasıl düze çıkaracağımızı, emeklinin yüzünü nasıl güldüreceğimizi, hem emekçinin hakkını nasıl koruyup hem çalıştığı KOBİ'yi nasıl ayakta tutacağımızı, nasıl yeni bir kalkınmayı, mor kalkınmayı, yeşil kalkınmayı, adil kalkınmayı, adil bölüşmeyi konuşurken, iktidar yolculuğunu, tarihin en büyük seçim maratonunu başlatmışız derken... Son 60 gün sorulan, 'Sandık görevlileri var mı? İyi yazdınız mı? Sandıkları tutabilecek miyiz?' sorusuna, iki buçuk yıl önceden 186 bin sandık görevlisini yazmışken... Yazmak yetmez, tek tek telefonla iki kez aramışken... Aramak yetmez, 'Benim Sandığım' uygulamasını telefonuna yükletmişken... 'Onları seçime kadar en az 6 kez oy kullanacağın sandığı gezeceksin, onlar seni bilecek, sen onları tanıyacaksın' demişken... Bu sene eylülde, mademki bu yıl seçim yok, varmış gibi seçim tatbikatını hazırlamış, sabahın 6'sında bütün sandık görevlilerini o gün yapılacak seçime bugünden okulun önüne gönderip kalkanı kalkmayanı, uyananı uyanmayanı, sandığı tutup tutmayanı şimdiden görüp tatbikatta fira vereni o gün seçim sandığına yollamayacağız diye karar vermişken bu yapılır mı bu partiye ya? Ne partiye yapılır ne parti hak eder ne millet hak eder bunu.

"TAYYİP ERDOĞAN'A ARA ZAM TELPLERİNİ KİM DİLE GETİRECEK?"

Onun için hep beraber kararlılıkla, durmadan millete ve sokağa gitmeye ve bu ülkeyi nasıl yöneteceğimizi anlatma mecburiyetimiz var. Asla ve asla bundan bir adım geri durmamalıyız. Zira biz olmazsak, bakın yılın ortasına geldik, geçtiğimiz haftalarda yüksek tansiyonlu kürsü tartışmaları, sonra bir hafta Meclise seyirci yasağı bilmem ne falan derken buralara geldik. Biz olmazsak kim konuşacak? 5 aylık enflasyonun yüzde 16.6 çıktığını, Avrupa'da birinci, dünyada en yüksek beşinci enflasyonun halen Türkiye'de olduğunu, Avrupa'daki, dünyadaki 100 ülkenin bir yıllık enflasyonundan fazlasının bizde bir ayda yaşandığını kim söyleyecek?

28 bin lira olarak verilen asgari ücretin, verildiği günkü haliyle 23 bin 400 liraya gerilediğini, açlık sınırının 35 bin liraya çıktığını, yoksulluk sınırının 114 bin 500 lira olduğunu, büyükşehirlerde ortalama ev kirasının 26 bin liraya çıktığını ve bu şartlarda halen daha işçiye 28 bin lira asgari ücret verildiğini ve şimdi yılın ortasına gelindiğini kim söyleyecek? Tayyip Erdoğan'a kim söyleyecek? 'Sen son seçildiğin seçimden bir ay önce, 'Asgari ücret eğer enflasyon tek hanenin üstündeyse, yani yüzde 10 ve üzerindeyse yılda dört ayarlama yapılabilir, martta, temmuzda, kasımda enflasyon ayarlaması yapılabilir' deyip milletten oy isteyip şimdi seçildiğinden beri yılda bir kez sadece asgari ücretin ayarlandığını, şu anda asgari ücretin 5 bin lira kaybettiğini' kim söyleyip ara zam taleplerini kim dile getirecek?

ÖZEL'DEN ASGARİ ÜCRETE ARA ZAM ÇAĞRISI

Bugün bu ülkenin zengininin payına vergi muafiyetleri, yüksek faiz gelirleri, alım garantileri düşerken işçinin payına sefalet düşmektedir. Seçimden önce defalarca verilen sözler unutulmuş, millet, işçiler, emekçiler büyük bir krizle karşı karşıya bırakılmış. Brüt asgari ücret Almanya'da 2 bin 300 euro iken Türkiye'de 654 eurodur. Komşu Yunanistan'da 1681 euro iken bizde o maaşın küsuratı kadardır. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde asgari ücret 52 bin 700 lirayken Türkiye'de 28 bin liradır. İşçinin insanca yaşayabilmesi için, evlatlarına bakabilmesi için, karnını doyurması, kirasını ödeyebilmesi için ara zam şarttır. İşçinin insanca yaşayabilmesi için, evlatlarına bakabilmesi için, karnını doyurması, kirasını ödeyebilmesi için ara zam şarttır.

Önerimiz, altı aylık enflasyon nedeniyle ortaya çıkan ücret kaybının telafisine yıllık enflasyonun eklenmesi ve yüzde 2,5'luk refah payının verilmesidir. Geçtiğimiz istikrarla 39 bin lira diye önerdiğimiz rakama, bu rakamlar uygulandığında, CHP iktidarda olsaydı elbette çok daha iyi bir noktaya yürüyecektik. Ama 39 bin lira önerdiği asgari ücretin bugün 45 bin 800 liraya yükseltilmesini sağlayacaktı. Biz asgari ücret artışını önerirken, küçük esnafı, KOBİ'yi, tekstili, deri sanayini bu asgari ücret artışıyla zor durumda bırakmamak için onlara sosyal güvenlik destek primi uygulamasıyla asgari ücretin verene 28 bin lira, alana 39 bin 500 lira olacak şekilde teşvik paketini de açıklamış, kaynağını tüm sosyal güvenlik sistemi içinden artacak prim ödemeleriyle nasıl karşılanacağını kalem kalem anlatmıştık.

Şimdi buradan bir kez daha asgari ücrete bir ara zam yapılmasını, hiç değilse kendi verdikleri asgari ücrete, hiç değilse ortaya çıkan enflasyonu ve refah payını ilave ederek bir ayarlama yapılması için bir kez daha bu çatı altında sadece iktidara değil, tüm siyasi partilerin milletvekillerine, görev yapan tüm milletvekillerine sahadaki asgari ücrete ara zam talebini bir kez daha hatırlatıyor ve grubumuza emanet ediyorum.

"SERADA ÇALIŞAN 65 YAŞINDAKİ TEYZE UMUDU OLDUĞUMUZU HATIRLATMAK ZORUNDAYIZ"

AK Parti'nin kara düzeninde kimsenin huzuru kalmadı. Emeklilik artık huzurun değil, hayatta kalma mücadelesinin adı oldu. Çavdır'da domates serasına gittim, kadın işçilerle çay içiyoruz. Bir teyze 65 yaşında olduğunu, kendi bahçesinin olduğunu, sabah 4'te kalktığını, 6'da seraya geldiğini, bir saat yol geldiğini, üstüne serada 8 saat çalışıp sonra gidip kendi bahçesinde çalıştığını ve gündelik 960 lira para aldığını söyledi. Bu aldığı 960 lira parayı, Antalya'da torunlarını okutmakta zorlanan, kira ödemekte zorlanan kızına yolladığını, 'Eskiden çocuklar anasına babasına bakıyordu, şimdi geçinemeyen çocuklar için analar babalar emeklilikte günde iki sefer çalışıyorlar' diye anlattılar. Biz başka şeylerle meşgul edilmek yerine, bizim serada çalışan 65 yaşındaki teyzenin içinde bulunduğu zorlukları çözmek üzere gayret göstermemiz, bunu çözmeyenleri gönderip o teyzenin umudu, hem kendinin hem kızının hem torununun umudu olduğumuzu, bizden başka bir umudun olmadığını hatırlamak durumundayız.

 

basliksiz-5.jpg

"4 BİN LİRAYA ZAM YAPMAMAYI GÖZE ALDILAR"

Meydanlarda da üç büyük emekli örgütü bir araya geldi, maaşların insanca bir seviyeye çekilmesi için talepte bulundular. İnsan söylemeye utanıyor, örgütleri çıkmış, hepimizin vefa göstermesi gereken, elleri nasırlaşmış, dirsekleri çürümüş, gözlük camları büyümüş o emeklilerin temsilcileri hak aramak için çıkmış, 'insanca ücret' diyorlar. Bu cümlenin içindeki ayıbı, bu cümlenin içindeki utancı hiçbirimizin yüreği kaldırmıyor. 5 ayda, 20 bin liralık en düşük emekli maaşı, ki eskiden en düşük emekli maaşı bu seviyedeyse ortalama emekli maaşı bunun bir buçuk katından fazla olurdu, oran böyleydi, şimdi en düşük emekli maaşı 20 bin lira, ortalama emekli maaşı 23 bin lira. Bütün emeklileri dibe doğru yaslıyorlar, her seferinde biraz daha, biraz daha, biraz daha... Ortalaması 23 bin lira emeklilerin aldığı maaşların. 8 yıldır ilk kez bayram ikramiyelerinde zam yapmadılar ve AKP geldiğinde en düşük emekli maaşı 8 çeyrek altın alırken şimdi iki çeyrek altın düzeyinde. İlk verilen bayram ikramiyesi bir kurbanlık koç satın alırken şimdi o koçun bir butunu satın alamaz durumda ve verdikleri 4 bin liraya zam yapmamayı iki bayram öncesinde de göze aldılar.

"5 EMEKLİ BİR OLUP YOKSULLUKTAN KURTULAMIYOR"

Öyle bir noktadayız ki hani kurbanlık falan deyince eskiden 7 kişi bir olup danaya falan giriyorlardı, şimdi beş emekli bir olup yoksulluktan kurtulamıyor. Memlekette beş emekli maaşlarını birleştiriyor, yoksulluktan kurtulamıyor. Ancak altı emekli gelirse bir ara yoksulluk sınırının üzerine çıkabiliyor. Eskinin orta direği kalmadı, orta direk artık yoksul. Eskinin yoksulları artık deyim yerindeyse sürünüyorlar, 'derin yoksulluk' deniyor onların durumuna. 114 bin lira yoksulluk sınırı var. Bütün milleti, yani sokakta gördüğün 100 kişiden 95'ini yoksullaştırdılar. 114 bin 500 lira gelirin yoksa yoksulsun bu memlekette.

Maaşların düşüklüğü yetmezmiş gibi, devlet memurları, beyaz yakalılar, mühendisler, kıdemli mavi yakalılar... 70 bin lira maaş alabilen birisi, ki 28.000 liradan bakınca büyük maaş ama yoksulluk sınırının yüzde 40 altında, yoksulluk sınırının yüzde 60'ını alıyor, kendisine verilen bu maaşın üç tanesi gelir vergisi olarak geri alınıyor. Yani eskiden, 'Ya maaşım düşük ama yılda dört sefer ikramiye var, 16 maaş alacağım' derdi insanlar. Şimdi böyle bir şey kalmadığı gibi maaş düşük, ama üç tanesini de AK Parti'nin kara düzeni vergi olarak geri alıyor. 70 bin lira maaş alandan 210 bin lira vergi kesiliyor. Böyle bir düzenle karşı karşıyayız. Memlekette vergi düzeni yok, vergi soygunu var.

"BU DÜZENE ÇOMAK SOKAN VE İTİRAZ EDEN CHP'YE OPERASYON YAPIYORLAR"

100 lira vergi topluyor, bunun 64 lirasını zengin fakir ayırmayan dolaylı vergilerle topluyor. Yani elektrik, su, telefon, benzin, çocuk ayakkabısı, ceket, süt... Zengin de alsa aynı vergiyi veriyor, fakir de alsa. Bu vergiler yüzde 64. Bunun üstüne yüzde 25 gelir vergisi, yani maaşlardan kesilen ya da bankadaki paraya ödenen faizden kesilen gelir vergisi, eklenince yüzde 89 ediyor. Kalan yüzde 11 ise kurumlar vergisi. O koca koca firmaların, ihracatların, gelirlerin... Orada da kazanamayana bir şey demiyoruz ama kazanan, kar edenin vereceği vergi diye bir yıl önceden planlıyor, bir yıl önceden bütçeye koyuyor, yüzde 11. Vergiyi az vermesi ya da hiç vermemesi gerekenlerin yüzde 89, esas vergi vermesi gerekenlerin yüzde 11 vergi verdiği bir düzende yaşıyoruz ve bu düzen sürsün diye çabalıyorlar. Bu düzeni değiştiren, bu düzene çomak sokan, itiraz eden, 'Tepetaklak yapacağız' diyen Cumhuriyet Halk Partisi'ne de operasyon yapıyorlar. Namusuma, şerefime söylüyorum, bu mesele Kemal Bey ile aramda değildir, butlancılarla seçilmişler arasında değildir. Bu mesele seradaki teyze ile Tayyip Erdoğan'ın arasındadır.

"YENİ STEMİZİN ADI, AKPDEN.NET"

En önemlisi, hani bunlar diyorlardı ya 'Bayramdan önce vurur, bayramda durulur' diye, bayramdan sonra butlan yönetimi yola koyulur. Ne oldu? Hep birlikte kararlılığımızı gösterdik, mücadelemizi sürdürüyoruz. Burada esas bizim meselemiz seçilmeden orada bulunanlarla değil, onları oraya yetkilendirip kendilerince usulsüzce, hukuksuzca bu mücadeleyi kesmeye çalışanlar ve bu mücadeleyi durdurmaya çalışanları esas durduracak olan bizim kararlılığımız, fikri takibimiz ve bu yöntemle bizden kurtulamayacaklarını, aksine çok daha kararlı, azimli ve güçlü olacağımızı görmeleridir.

Onun için AKP'ye şu kadarını söyleyeyim, dedim ki: 'Ne olursa olsun her hafta açıklayacağım. Gençlere, bu millete AKP'nin maliyetini açıklayacağım'. akpden.com diye bir site kurduk, sutlancıları el koydular. Sonra ikincisini kurduk, o da sutlancıların orada kaldı. Yeni sitemizin adı: akpden.net. Net söylüyorum, net: akpden.net. Bunlar bizi hiç tanımamış. Sanıyorlar ki durdurabilirler, sanıyorlar ki yıldırabilirler. Biz, bu millet arkamızda oldukça, bu partinin ruhu damarlarımızda oldukça bu mücadelede oldukça durmayacağız.

Özel, TBMM’de partisinin haftalık grup toplantısında konuştu. Özel’in konuşmasından öne çıkanlar şöyle:

“Bugüne kadar 33 CHP’li belediye başkanına operasyon yaptılar. Bunlardan üç tanesi; yereldeki bilgiler, erken bilgiler, hukukçularımızın verdiği mütalaalar sonucunda partimiz tarafından da savunulacak bir tarafının olmadığı, siyasi bir tarafının olmadığı değerlendirilerek işlem yapıldı, partimizden ayrıldılar, atıldılar. Şu anda 24 belediye başkanımız hapisahnede tutuklu. Bu arkadaşlarımızın tutuklandığı süreç ilk önce İstanbul’da Tayyip Erdoğan’ın bertaraf etmek istediği herkesi; Sırrı Süreyya Önder’den Grup Yorum’a, Canan Kaftancıoğlu’ndan her siyasi davaya kadar hepsini hukuksuz kararlar veren, kararları Anayasa Mahkemesi'nce (AYM) oy birliğiyle bozulan, hukuk tanımayan birinin önce ödüllendirilip bakan yardımcısı yapılması, sonra İstanbul'a başsavcı olarak yollanmasıyla başladı. Yoksa bölye bir kariyer yolculuğu yok. Anayasa’ya aykırı siyasetçi birinin başsavcı yapılması. Gittiği gün başladı. CHP’li belediyelere ve cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu'na bir şekilde bir kara sürmenin, bir kara sürdürmenin, onlara operasyon yapıp onları içeri atmanın hesabına girdi.

“SUÇ İÇİN DELİL ARANMASI DEĞİL, DELİL YARATILMASI GÜNDEMDE”

Normalde belediyelerin nasıl denetleneceği belli. Zaten diyorlar ya ‘550 AKP'li belediyeye de biz soruşturma izni verdik.’ Ama bir tane AKP’li belediyeye sabah operasyonu yok, gözaltı yok, tutuklama yok, uzun yargılama, tutuklu yargılama yok. Onlarda hiçbir şey yok. CHP’den 24 belediye başkanı hala hapiste. Normalde belediye nasıl soruşturulur belli. Gidilir, istenir, incelenir denetçiler tarafından. Hata görülürse sorulur, yanıtı alınır. Düzelmeyecek hataysa suç duyurusunda bulunulur. Ama onun için soruşturma izni istenir. Bakanlık izin verirse sonra soruşturulur. Bir delilden suça, o suçtan da o suçu işleyen faile gidilir. Bu yöntemle bir delil, bir kanıt, bir suç, bir fail, cezalandırılacak kimsenin arkasında durmayız. Ancak şimdiki sistem, belediye denetimiyle ilgili bütün kanunlar, bütün her şey bir yana, önce belediye başkanı göze kestirilir, yani önce suçlu bulunur, suçlu ilan edilir. Sonra o suçlu ilan etmek istediği kişiye delil aranmak icap eder. Bunun için o kişinin belediyesiyle iş yapan bütün herkesin dosyaları istenir. O dosyalardan o iş adamları malıyla, mülküyle, özgürlüğüyle tehdit edilir. Konuşma sırasında anlamayan anlasın diye içeri atılır. İçeride biraz uzatan Türkiye’nin dört bir yanında sürgüne yollanır. Sonra yanına birtakım avukatlar gelir. Der ki ‘Çıkacaksan savcının istediği gibi ifade vereceksin.’ Hatta savcıya mesaj yazar, ‘Salı günü şunu getiriyorum 11.00’de, çarşamba günü bununla geleceğim’ diye. O özel avukatla ifadeye gidilir, belediye başkanına iftira edilir, o iftiraya uygun ifade alınır, kişi salınır, malı-mülkü iade edilir. Böyle bir sistem yürüyor. Aksini iddia eden çıksın karşımıza, anlatalım, konuşalım ve bunun dışında yani ihbar, delil, suç, suçlu değil; hedef ve hedefteki kişiye isnat edilecek suç için delil aranması, delil kazınması, delil yaratılması gündemde.

“24 BELEDİYE BAŞKANIMIZ TUTUKLU, SONRASI İÇİN DE HAZIRLIKLAR YAPILMAKTA”

O yüzden bugün sayısı 24’e çıkan belediye başkanlarımız tutukludur ve daha onlara yeni iftiralar attırılması için de dünya kadar arkadaşa zulmedilmekte, bundan sonrası için de bu tip hazırlıklar yapılmaktadır. Öyle bir noktadayız ki bunlar burada yaşanırken ‘Bu bize dair bir şey değil, CHP’li belediyelerde bir şey oluyor’ diye düşünene şunu hatırlatırım: TÜSİAD başkan ve yöneticisini TÜSİAD’daki konuşmasından dolayı, hükümeti eleştiriyor diye alıp içeride tutup, zulmedip, 78 ülkeye ihracat yapan adama yurt dışı çıkış yasağı koydular. Bir tanesine ev hapsi koydular. Nerede AK Parti yandaşı olmayan bir sanatçı varsa bir şey uydurup, hepsini toplayıp, ‘Uyuşturucu kullanıyor’ diye yaftalayıp 15 gün sonra ‘18’inde şey çıkmadı’ dediler. Millet 20’sini de bir gördü 15 gün boyunca. Öyle bir noktadayız ki sanatçıları, gazetecileri sindirmek için alıyorlar, içeride tutuyorlar. YouTuber’ları aylarca içeride yatırıyorlar, sonra ‘Pardon’ deyip bırakıyorlar. Geçtiğimiz hafta bütün tavukçulara birden kayyum atadılar. Kimi şokta, partiyi kurarken Tayyip Bey’in evinde yattığı adama kayyum atamışlar. Tabii bir döşeğin 40 yıl, bir bardak çayın-kahvenin 40 yıl hatırı var. O kadar bizimkiler gibi aylarca kalmadılar. Üç-dört gün sonra o kişi çıktı, ardından şirketi iade edildi.

“KENDİLERİNİ FETÖ ŞAMPUANIYLA YIKAMIŞLAR, PIRIL PIRIL İNSANLARA FETÖCÜ DİYORLAR”

Ama artık hukuk sadece birinin elinde ve ‘Her şeyi ben yapıyorum, iktidarda kalmak için her şeyi yaparım. Ben sınırsız yetkilerle donatıldım’ diyen birilerinin gözü dönmüş. Öyle ki 20 bin öğrenciyi okulsuz bırakıp velilerin tepkisinden sonra bir gecede ‘Pardon’ deyip üniversiteye geri veriyorlar. 20 bin öğrencinin bir gecede okulunu elinden alıyorlar. Burada olan bir tek şey var, o da şu: İktidarı kaybedeceğini anlayanların hukuku bir sopaya çevirip muhalifleri, itiraz edenleri, iş insanlarını, önüne gelen herkesi tehdit ettiği yeni bir düzen, yeni bir düzlemdeyiz. Kendi mal varlıklarını açıklamayanlar, burada defalarca getirdiğimiz Siyasi Ahlak Yasası’na ‘hayır’ diyenler, ‘Siyasetin finansmanı şeffaf olmasın’ diyenler, illerde ‘Yüzde 10’cu, 20’ci’ diye bilinenler, ‘Bunların sistemi onu kendisine, onu başka yere’ diye bütün şehirlerin bildikleri, açılışına gidilecek yer için bile bir bedel söyleyenler, ayakkabı kutularını görenler, ‘Önce FETÖ koydu’ diyenler, sonra faiziyle geri isteyenler, ‘Sıfırladın mı’ telefonları çıkınca ‘FETÖ’cüler hukuksuz kaydetti’ diyenler... Şimdi gelmişler, birden kendilerini FETÖ şampuanıyla yıkamışlar, aklamışlar, paklamışlar. Önüne gelene ‘FETÖ’cü’ diyorlar. Pırıl pırıl insanlara ‘hırsız’, ‘yolsuz’, oradan tutturamazsa ‘ajan...’

BİRLİK ÇAĞRISI

Öyle bir noktadayız ki bundan sonra bunların bu milleti çok küçümsediklerinin, bu milletin ferasetini hafife aldıklarının, esas gücü yıllar önce milletten aldıklarının, git gide bu gücü pekiştirdikçe milleti unuttuklarının, millet tarafından unutulmaması ve hatırlanması lazım. Onun için bütün vatandaşlarımıza açık açık şunu söylemek isterim; biz büyük zorlukların içindeyiz. Kimi arkadaşımız 16 aydır hapiste. Evlatlarından, yakınlarından, sevdiklerinden uzak, bir taraflarda çile dolduruyorlar. Bütün çalışanların yüreği ağzında. Anneler, babalar her telefona, ‘Benim evladıma da mı bir şey oldu’ diye bakıyorlar. Ama işin öbür tarafında ‘Sadece bunu CHP’ye yapıyorlar’ diye bakmamak lazım. Özel okul öğretmenine de hakkını arayan işçiye de umudunu kaybetmiş gence de doğrusunu yazan, söyleyen gazeteciye de aydınlara da bu sopayı gösteriyorlar. Bu sopaya karşı ne benim gücüm yeter ne partinin gücü yeter ne birer birer herhangi birimizin gücü yeter. Ama millet bir olursa, birbirinin davasında yan yana durursa, hak arayanın arkasında durursa, çağrıldığında çağrıldığı yere gider, tavrını koyarsa milletin karşısında dayanacak hiçbir güç yoktur.

“YA BİR YOL BULACAĞIZ YA BİR YOL AÇACAĞIZ”

Örgütlü tüm yapılar hedeftedir. Maalesef Cumhuriyet’ten önce kurulmuş CHP hedeftedir. Maalesef sarayın atamasıyla sarayın planınca işgal altındadır. Erol Bakanım burada. 9 Eylül 1923’te kurulan partiyi darbeciler kapatmıştı. 9 Eylül 1992’de Erol Tuncer ve arkadaşları tekrar açtılar. Şimdi saray darbesiyle parti fiilen kapanmıştır. CHP’lilerin seçtikleri değil, AKP’nin talimatıyla bir yargıcın atadıkları partidedir. Bu partiyi öyle ya da böyle bir kez daha alacağız, açacağız ve biz bu partiyi hep birlikte iktidar yapacağız. Bunun için yürüyoruz. Partide büyük bir mücadele veriyoruz. Sonuna kadar direneceğiz. Ya bir yol bulacağız ya bir yol açacağız. Ama eninde sonunda iktidara kavuşacağız. Hep beraber yürümeye var mısınız? Yürüyelim arkadaşlar.”

 


YORUMLAR

Yorum Yaz
Bu habere daha önce yorum yapan olmadı.
Şimdi ilk yorumu sen yaz.!
ARŞİV
GAZETE MANŞETLERİ
KARİKATÜR KÖŞESİ
ANKETLER
Seçili anket bulunmamaktadır
Bu ankete toplam kişi katıldı.