İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun da aralarında bulunduğu 92'si tutuklu 414 sanıklı dev davanın duruşması, İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi'nce Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumu karşısındaki 1 No'lu salonda görülmeye devam ediyor.
Kısa süre önce görevden uzaklaştırılan Beyoğlu Belediye Başkanı İnan Güney ve beraberindeki 7 kişinin dosyasının da ana davayla birleştirilmesiyle sanık sayısının 414'e çıktığı davanın 27. gününe, salondaki coşkulu karşılama ve sonrasında patlak veren hukuki kriz damga vurdu.
SALONDA İMAMOĞLU VE BAŞKANLARA SLOGANLI KARŞILAMA
Duruşmaya; İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, Şişli Belediye Başkanı Emrah Resul Şahan, Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık, Beyoğlu Belediye Başkanı İnan Güney, eski CHP Milletvekili Aykut Erdoğdu ve İBB Başkan Danışmanı Murat Ongun'un da aralarında bulunduğu tutuklu sanıklar katıldı.
Tutuklu sanıklar jandarma eşliğinde salona getirilirken izleyici sıralarından alkışlar koptu. İnan Güney salona girdiğinde "İnan Güney onurumuzdur", Resul Emrah Şahan girdiğinde ise "Başkanım seni çok özledik, Şişli burada" sesleri yükseldi.
Ekrem İmamoğlu'nun salona getirilmesiyle birlikte tüm tutuklu sanıklar ayağa kalktı. Avukatlara el sallayan ve bazı sanıklarla tokalaşıp sarılan İmamoğlu, izleyiciler tarafından "Ekrem başkan onurumuzdur" sloganlarıyla karşılandı.
MAHKEME SALONUNDA "5 DAKİKA" KRİZİ
Duruşmanın bugünkü oturumunda İmamoğlu'nun tutuklu avukatı Mehmet Pehlivan'ın savunmasına devam etmesi bekleniyordu. Ancak Pehlivan savunmasına başlamadan önce, sanık avukatları Perşembe günü mahkeme heyeti tarafından yapılacak olan "aylık tutukluluk incelemesi" öncesinde söz almak istedi.
Sanıkların son bir ay içerisinde hukuki ve fiili durumlarında değişiklikler olduğunu belirten avukatlar, mahkeme başkanından tutukluluk değerlendirmesi için sanık başına en azından 5 ila 10 dakikalık söz hakkı verilmesini talep etti. Mahkeme başkanının, Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK) 108. maddeyi gerekçe göstererek tutukluluk incelemesini "dosya üzerinden" yapacağını belirtmesi ve söz hakkı vermemesi üzerine salonda tansiyon bir anda yükseldi.
AVUKATLARDAN SERT TEPKİ: "O KÜRSÜYÜ TERK ETMENİZ GEREKİR"
Karara tepki gösteren sanık müdafileri peş peşe söz alarak mahkeme heyetini sert bir dille eleştirdi:
Av. Murat Öksüz: "Geçen aydan bu yana sanıkların statüsünde değişiklikler oldu. Benim müvekkilim 58. sırada, sıra bize gelmiyor diye bu değişiklikleri size bildiremediğimizde siz nasıl bir tahliye gerekçesi bulabileceksiniz? Burada onlarca klasör dosya var, sunduğumuz dilekçelere oturup bakmanız pek mümkün gözükmüyor. 5 dakika da olsa söz verilmesi hukuken zaruridir."
Av. Abuzer Uzun: "Sizden bu insanlar adalet bekliyor. 89 tutuklu sanığın her birine 5 dakika verseniz 7.5 saatte biter. Dosya üzerinden karar vereceğim derseniz, müvekkillerimiz sizden adalet beklemesin. Karşınızda bulunan sanıklara adeta '3 ay sonra görüşürüz' diyorsunuz. Hukuki dinlenilme hakkını kişilerin elinden almayın."
Av. Hüseyin Uğur Poyraz: Tartışmanın en sertleştiği anlarda söz alan Av. Poyraz, mahkemenin usul kurallarını çiğnediğini savundu. Poyraz, "Siz CMK hükümlerine bağlısınız. 'Ben böyle düşünüyorum' demek adil yargılama olmadığını tescil eder. 'Sen ne söylersen söyle, ben Nasrettin Hoca'nın bildiğini okuyacağım' diyorsanız, avukatlık müessesesini yok sayıyorsunuz demektir. Siz 108. maddeyi kendi kafanıza göre yorumlayamazsınız. Eğer bu şekilde savunma hakkını kısıtlamaya devam ederseniz o zaman o kürsüde oturma hakkınız kalmaz, derhal terk etmeniz gerekir" diyerek mahkeme heyetini reddedeceğini açıkladı.
DURUŞMAYA 'REDDİHAKİM' ARASI
Mahkeme Başkanı ise eleştirilere, "Aykırı bir uygulama yaptığımızı düşünmüyoruz. 108. maddeye göre dosya üzerinden yetkim var. Savunmalara sınırlama getirmiyoruz, sadece tutukluluk değerlendirmesi konusunda bunu yapıyoruz" şeklinde yanıt verdi.
Avukatların arka arkaya reddihakim (hakimin davadan çekilmesi) talebinde bulunması ve tartışmaların uzaması üzerine Mahkeme Başkanı, duruşmaya reddihakim taleplerini değerlendirmek üzere bir saat ara verdi. Heyetin vereceği karar, davanın seyrini doğrudan etkileyecek.
İşte tutukluluk talepleri sırasında mahkeme başkanıyla avukatlar arasında geçen gergin diyalogdan detaylar:
CEVAT KAYA MÜDAFİİ AVUKAT MURAT ÖKSÜZ, CEYHUN AVŞAR MÜDAFİİ AVUKAT ABUZER UZUN, AYKUT ERDOĞDU MÜDAFİ AVUKAT HÜSEYİN UĞUR POYRAZ, KAHRAMAN YEŞİLYURT MÜDAFİİ AVUKAT GİZEM KARAKÖÇEK, DOĞAN HAMİT DOĞRUER MÜDAFİİ AVUKAT BÜRGEHAN EMRAĞ TUTUKLULUK İNCELEMESİ TALEBİ
AVUKAT MURAT ÖKSÜZ
Ben bu hususa ilişkin olarak dosyaya dilekçe de sundum ama yoğunluğunuzdan görememiş veya dosya kalabalığından görememiş olabilirsiniz. Şimdi müvekkil, bildiğiniz üzere sadece suç örgütü üyeliğinden yargılanıyor. Ve her ne kadar ağır ceza mahkemesinde yargılansak da azami tutukluluk süresi açısından istinat edilen suç asliye ceza mahkemelerinin görev alanına girdiğinden ötürü, Ceza Mahkemesi Kanunu’nun 102. maddesinin birinci fıkrası gereği, yani tutuklulukta azami tutukluluk süresi bir yıl oldu. Şimdi perşembe günü tutukluluk incelemesinde müvekkil, tam 1 yıl 1 gündür tutuklu halde olmuş olacak. Şimdi gerek bizim gerek diğer sanıkların da son geçen bir ayda, hukuki ve fiili statülerinde değişiklikler oldu. Bunları size izah etmemiz gerekiyor. En azından bir 5 dakika olsa dahi, bu bir ayda geçen, bubir ayda gelişen yeni hususları size iletmemiz için müdafilere bu anlamda bir söz verilmesini talep ediyorum
AVUKAT ABUZER UZUN
Bizim de meslektaşımızla benzer mahiyette bir talebimiz olacak. Şimdi efendim, biliyorsunuz kovuşturma aşamasında sözlülük ve doğrudanlık ilkesi geçerli. Tutukluluk bir tedbir mahiyetinde. Dolayısıyla siz duruşmayı çok ayrıksı bir usulle yönetiyorsunuz zaten. 9 Mart'ta başlayan duruşmalar hala birinci celse bitmedi. Her celsenin sonunda bir ara kararda, her dinlediğiniz sanıktan sonra bir ara kararda bulunuyorsunuz.
Şimdi tutukluluğu gözden geçirilen sanıklar noktasında şöyle bir tereddüdümüz var. 46 kişiyi dinlediniz siz bu aşamaya kadar. Bu dinlenen kişiler içerisinde aynı eylemden yargılanan birden çok sanık olduğu gibi bizim müvekkilimiz gibi ayrıksı durumda olanlar da var. Mesela 140. eylemden sadece bizim müvekkilimiz yargılanıyor. Tutuklu olarak bir tek o var. 140. eylemde müvekkilin anlatılan 2 suçu var. Bir tanesi rüşvet, diğeri ihaleye fesat karıştırma. İhaleye fesat karıştırmanın alt sınırı 1 yıl. Şimdi kamu zararı olmayan bir ihaleden bahsediyorsak, 2 ihaleden sorumlu olduğu söyleniyor müvekkilin. Bir tanesinde kamu zararı yok diyor savcının, diğeri de kamu zararı var diyor. Kamu zararı şirketin SGK borcunun olduğu şeklinde saçma bir şeye dayandırılmış.
Biz size belgeleriyle bu şirketin SGK borcunun olmadığını, avukatın söylediklerini ben toparlayacağım. Burayı anlatmak zorundayım. Müvekkilin tutukluluk durumunu değerlendirdiniz, dolayısıyla bir ara karar kurmadınız. Tekrardan müvekkilin tutukluluk durumunun değerlendirilmesi noktasında da dosya üzerinden karar vereceğim dediğinizde, bu kararı kurmanız en iyi ihtimalle kalan kişileri göz önüne alırsak haziran ya da temmuz aylarını bulacak. Müvekkil bu süre zarfında sizden tutukluluk durumunun orantılılık ilkesi açısından değerlendirilmesi noktasında bir adalet beklemesin.
Dolayısıyla biz burada en azından gözden geçirilen tutukluluk halinin devamına karar verilen kişiler bakımından siz bu süreci çok öteye atmış oldunuz. Ötelediğinizi görüyoruz. Bu arada bir değişiklik olmayacağını düşünüyoruz. Dosya kapsamında ara karar kurmadığınıza göre bari insanlara 5 dakikalık bile olsa bir savunma hakkı tanımanızı istirham ediyoruz. Bu ağır hak ihlaline sebebiyet verecektir. Efendim bunu 5 dakikayla indirgeyebilirsiniz. 89 tane tutuklu sanık var. Bunların her birine 5 dakika verseniz 7.5 saatte bitecek. Bunların müdafilerinin fazla olması bir çekinceyse sizin için tek bir müdafiye indirgeyebilirsiniz ya da tutuklu sanığın doğrudan kendisine verebilirsiniz söz hakkını.
Mahkeme Başkanı: Avukat Bey, biz aykırı bir uygulama yağtığımızı düşünmüyoruz.
Avukat Abuzer Uzun: Duruşma devam ediyor şuanda, karşınızda bulunan bir sanığa söylüyorsunuz bunu. Ortalıkta siz duruşmayı bitirip de 3 ay sonra, 2 ay sonra yeniden gelmiyorsunuz bu yargılamaya. Her gün duruşma devam ediyor burada.
Mahkeme Başkanı: Avukat Bey daha henüz savunmasını almadığınız sanıklar ve müdafiler bu serzenişte bulunursa daha anlamlı. Sizin savunmanız da bitti, sizin ne bu söz hakkı vermek?
Avukat Abuzer Uzun: Peki ben size şunu söyleyeyim: Örgüt dosyası, bizim müvekkilin örgüt suçlaması yok müvekkile yöneltilmiş bir. Müvekkilin kabahati mi örgütten yargılanan bir dosyanın içerisinde bulunmak? Savcılık bu iddianameye sadece hakkında ihaleye fesat kararı iddiasında bir şey ekledi diye biz bu kadar kalabalıkların içinde kaybolmak zorunda mıyız?
Mahkeme Başkanı: Savunmalarımızın olduğu kurul sisteminde … Perşembe günü tutukluluk değerlendirmesi yapacağız tüm sanıklar açısından.
Avukat Abuzer Uzun: Lütfen bu istirhamı, bakın sizden bu insanlar adalet bekliyor, 5 dakika bile olsa gün sonunda da tutukluluk değerlendirmesi yapacağız tüm sanıklar açısından. 5 dakika bile olsa bir söz hakkı vermenizi talep ediyoruz efendim biz yine. Bundan vazgeçmenizi istiyoruz çünkü o zaman hukuki dinlenilme haklarını kişilerin elinden almamış olacaksınız en azından. Vereceğiniz karar ne olursa olsun, zaten verdiğiniz kararlara bakıyoruz, somutlaştırılmış bir karar yok ortada. Benim müvekkilimle ilgili bir şey olduğunu anlayamıyorum ben o kadar.
AVUKAT HÜSEYİN UĞUR POYRAZ
Ben duruşmalara sağlık sebebiyle bugüne kadar katılamamıştım. İlk defa bugün geldim. Şimdi gördüğüm kadarıyla sadece ben değil, savcılık makamı değil, mahkeme de Ceza Muhakemesi Kanunu hükümleriyle bağlıdır. Kendi isteğine göre yorum yapma hakkı da usulde yoktur. Usul bizi hakikate götüren trafik kurallarımızdır. "Ben böyle düşünüyorum, böyle yaptım" demek burada adil bir yargılama olmadığını tescil ettiği gibi, ikincisi de; yani siz ne söylerseniz söyleyin "Ben zaten bir hükümle çıkıyorum kafamda, avukat burada beyhude bir faaliyet yürütüyor, sanıklar da yargılanıyormuş gibi yapmak" anlamına gelir. Ben şimdi hayretle izliyorum. "108'e aykırı bir şey yapmıyoruz" dediğiniz anda; ya siz 108'i okumadınız bugüne kadar ya da okuduysanız böyle yorumlamamanız lazım. Bir de ben sözümü bitireyim, siz zaten hüküm makamısınız, istediğiniz kararı verirsiniz.
İkincisi de Ceza Muhakemesi Kanunu'na göre burada Sayın Baro Başkanımız var, avukatlar var; genç yaşlı fark etmez. Sayın savcılık makamı, söz sırasına göre önce mağdurlar, müştekiler, savcılık makamı, sonra müvekkiller, sanıklar ve son söz avukatındır diyor. Yani "Sen ne söylersen söyle, ben Nasrettin Hoca'nın bildiğini zaten okuyacağım" diyorsanız ona diyecek hiçbir lafım yok. Biz buradan gidelim, siz buyurun ne yaparsanız yapın. Ama avukatlık müessesesi yargıyı meşrulaştıran, demokratik hale getiren en önemli müessesedir. Siz bizim söz hakkımızı kesmekle buradaki demokratik usule uygun, hakikate götüren bir yargılama yapmak yerine keyfi bir yargılama yapmış olursunuz. Sizi böyle bir yargılamadan şiddetle menediyorum. Bu bir ret sebebidir. Eğer bu kararda ısrar da ederseniz sizi ve heyetinizi ayrı ayrı reddedeceğim.
AVUKAT GİZEM KARAKÖÇEK
"Şimdi öncelikle meslektaşlarımın dediği tüm hususlara katılıyorum. Ayrıca son bir ayda da tahliye taleplerimizi dile getirirken tahliye gerekçelerimiz de değişmiştir. Bizim size derdimizi anlatabilmemiz gerekir. Eğer biz size derdimizi anlatamazsak meslektaşlarımın dediği gibi; adil savunma ve yargılanma hakkının ihlali demektir. Kahraman Yeşilyurt müdafi avukatı Gizem Karaköçek. Bu sebeple bu talep değerlendirmeye açık bir husustan da ileri gelmiştir, uygulanmak zorundadır. Bu nedenle sayın heyetinizin hakkaniyetli bir karar vermesini talep ediyorum."
AVUKAT BÜRGEHAN EMRAĞ
Şimdi iddianameye göre benim müvekkil de 26 eylemden sorumlu tutulmuş. Biz zaten daha önce açıklamalar yaptık, ancak tutuk incelemesinden sonra tahliye kararı vermediniz ve şöyle dediniz; "firar etme şüphesi var." Yani bir ayrıştırma da yok. O yüzden biz 10 dakikada olsa meramımızı anlatmak istiyoruz. Yani bu çok önemli, çünkü dosyaya baktığınız zaman 26 eylemden sorumlu... E biz bununla ilgili savunmamızı ancak Mayıs sonunda, Haziran'da falan yapabiliriz. O yüzden talebimiz, dinlenilme talep ediyoruz biz, 10 dakika da olsa.
AVUKAT MURAT ÖKSÜZ
Şimdi size bahsettiğim üzere geçen aydan bu yana sanıkların fiili ve hukuki statüsünde değişiklikler oldu. Benim müvekkilim 58. sıradaydı. Bunu biz tercih etmedik, biz talep etmedik; siz takdir ettiniz. Şimdi sıra bize gelmiyor diye biz bu fiili ve hukuki değişiklikleri size bildiremediğimizde, siz nasıl bir tahliye gerekçesi bulabileceksiniz? Burada onlarca klasör dosya var orada. Her gün yüzlerce belki dilekçe geliyor. Biz dilekçe de sunduk ama bunlara oturup bakmanız, bunları değerlendirmeniz pek mümkün gözükmüyor. Burada karşınıza geçip 5 dakika da olsa en azından savunması alınmamış sanıklar açısından müdafilere söz verilmesi bana göre hukuken zaruridir. Teşekkür ederim.
AVUKAT HÜSEYİN UĞUR POYRAZ
Tutuklu olan müvekkillerin bir an önce hürriyetlerine kavuşması amacıyla "5 dakika da olsa söz verin" demesini de kabul etmiyorum. Söz hakkı; çünkü dava dışına çıkıp dava dosyasına aykırı konuşmadığı sürece, ne 5 dakikayla ne 10 dakikayla adil yargılamayla sınırlandırılamaz. Bu savunma hakkının sınırlandırılmasına herhalde benden önce çok kıymetli baro başkanlarımız, Barolar Birliği başkanımız ve tüm avukatların itiraz etmesi söz konusu olacaktır. O nedenle efendim, 5 dakika... Ben 5 dakikadır burada ne okuyacağım? Ne yapacağım? 5 dakikayla savunmanın sınırlandırıldığı nerede görülmüş? Bana bunun örneğini hukuka uygun bir devlette kimse gösteremez. Bu nedenle böyle bir talebi kabul etmiyoruz.
Mahkeme Başkanı: Aynı şeyleri söylüyorsunuz zaten
Avukat Hüseyin Uğur Poyraz: Müsaade edin, müsaade edin.
Mahkeme Başkanı: Aynı şeyleri söylüyorsunuz. Hayır efendim, savunma hakkının kısıtlandığı yok. Müsaade yok yani. Burada sanık müdafillerine de sınırsız söz hakkı veriyoruz savunma yaparken. Sadece burada şöyle bir nokta var: "Biz burada şu an savunmalara yönelik bir sınırlama getirmiyoruz. Sadece burada tutuk değerlendirme konusunda.
Avukat Hüseyin Uğur Poyraz: “Burada da getiremezsiniz" ne demektir?
Mahkeme Başkanı: Avukat Bey, 108'e göre benim dosya üzerinden yetkim var.
Avukat Hüseyin Uğur Poyraz: Yapamazsınız. O zaman o kürsüde oturma hakkınız kalmaz. Derhal o kürsüyü terk etmeniz gerekir.
Mahkeme Başkanı: Avukat Bey…
Avukat Hüseyin Uğur Poyraz: Böyle bir hakkınız yok. Siz 108'i kendi kafanıza göre yorumlayamazsınız. Orada yazan herkes için geçerlidir. Ve kimse "5 dakika, 3 dakika konuşayım" diyemez.
Mahkeme Başkanı: Sağ olun.
AVUKAT ABUZER UZUN
Avukat Abuzer Uzun: (Sesi kısık geliyor.)
Mahkeme Başkanı: Evet, evet, söz hakkı da verdik. Evet. Bir saniye, bir saniye! Ne oldu şimdi bunda? Avukat Bey... Sizin müvekkiliniz savunmasını bitirdi. Yani siz neyin ısrarında, neyin... Ben size bile sınırsız söz hakkı verdim burada oturdunuz yani. Hiçbir şekilde müdahale etmedik, kesmedik savunmanızı. Siz yani şurada 5 dakika için bunu yapıyorsunuz ya!
Avukat Abuzer Uzun: Başkan Bey, ortak savunma yapmadık diyorum ya! Bunu ayıramazsınız. Dosyanın en önemli, en can alıcı noktası zaten. Burayı savunmayacaklar da neyi savunacaklar? Ben size en baştan "Bunları vermek zorundayız" diye siz söylediniz.
Mahkeme Başkanı: Usulü var. Ben burada her aklına gelen herkese söz hakkı mı vereceğim? Yani böyle bir şey yok yani.
O sizin takdiriniz. O sizin takdiriniz.
O sizin takdiriniz... Evet, dördüncü kez geldiniz buraya, bütün usul kurallarını bize öğretmeye kalktınız. Yani böyle bir şey yok yani. Ne derseniz; benim takdirime göre siz bilmiyorsunuz. Evet... Siz de...
O sizin takdiriniz. Evet. O sizin takdiriniz. Evet, tamam, ara verdim. Ret talebiyle ilgili...
MEHMET PEHLİVAN, HÂKİM VE SAVCI SORGUSU
Savcı: Mehmet Bey. Bu soruşturma aşamasında dosyaya yansıyan birtakım tapeler vardı. Onları inceleyince fark ettim. Bu tapelerde isminiz geçmiyor ve direkt sizle ilgili değil ama devamında gerçekleşen toplantılar nezdinde beyanlarda isminiz geçtiği için sormak istiyorum bu soruyu. Tapelerde adınız geçmiyor ama tapede bahsedilen bir toplantı var. O toplantıyla ilgili hakkınızda beyan var. Onunla ilgili soru sormak istiyorum. Şimdi söz konusu tapede, Adem Soytekin ve İBB özel kalemden olduğunu olduğunu beyan eden Cengiz isimli şahıs arasında 6 Mart 2025 yılında 22.42 sıralarında gerçekleşmiş ve Cengiz isimli şahıs, Adem Soytekin’e yönelik, “Efendim şöyle sizin de bir müsaitliğiniz varsa, Başkanımız yarın sabah 09.15 geçe, kendi konutunda birebir bir görüşme gerçekleştirmek üzere sizi görüşmeye davet etmek ister” şeklinde bir konuşma gerçekleşiyor ve bu da tespitte dosyaya aksiyor tapelerde. Bunun üzerine Adem Soytekin’in alınan beyanlarında, söz konusu 7 Mart 2025 tarihi saat 19.15'te tapelere yansıyan görüşmeye gittiğini söylüyor. İfadesinde "Ekrem İmamoğlu ile başkanlık konutunda yapmış olduğum görüşmede, Ekrem İmamoğlu bana 'Tedbir aldın mı? Operasyon yapılacak. Sen de listedesin. Eğer emanet etmen gereken para veya belge varsa, bunları Turan Taşkın Özer’e emanet et' demiştir. Bu görüşme esnasında Avukat Mehmet Pehlivan da yanımızdaydı" şeklinde bir ifadesi var. Bu hususta ne diyorsunuz? 7 Mart günü ilgili toplantıya katıldınız mı veya katıldıysanız böyle bir konuşma yaşandı mı?
Mehmet Pehlivan: Sayın Savcım, 7 Mart tarihli HTS kayıtlarım dosyada mübrez, iddianameye de eklenmiş. Öyle bir toplantıda olmadığım hem HTS kayıtlarında; yani soruşturma makamının bu denli değer atfettiği -ki o kadar değerli değil ama- HTS kayıtlarında bile benim 7 Mart tarihli toplantıda olmadığım açıkça görülmektedir. Bunun yanı sıra Adem Soytekin müdafii Onur Büyükatipoğlu da soruşturma dosyası kapsamında vermiş olduğu ifadede, öyle bir toplantının olduğunu ama benim o toplantıda olmadığımı, bizzat soruşturma makamlarına yazılı olarak bildirmiştir.
Savcı: Tamam. Böyle bir toplantıda o zaman siz yoktunuz…
Mehmet Pehlivan: Yani olmadığım bir toplantının yapılıp yapılmadığını, böyle bir konuşma geçip geçmediğini ben bilemem Sayın Savcım.
Savcı: Tamam, bir de bu Adem’in oğlunun bir beyanı var eylem kapsamında, hani devrin konusuyla ilgili. Güllüce Tarım şirketi ve içinde bulunan iki adet villanın Ekrem İmamoğlu'nun şirketlerine devir süreci var iddianameye yansıyan ve eylem bazında geçen. Bu devir sürecinde bulundunuz mu veya süreç aşamasında herhangi bir dahliniz var mı?
Mehmet Pehlivan: Sayın Savcım, ilk sorunuza da tapelere dayandığı için bir şerh düşmedim ama bu sorunuzdan önce bir hukukçu ve meslektaş olmam gereği, şu şerhi düşmek isterim: Savunmam boyunca, bahsettiğiniz sanığın ifadesi dahil bu ifadelerin tamamının yasak sorgu yoluyla elde edilmiş olduğunu anlattım. Yargıtayımızın da kararı çerçevesinde önce bu şerhi belirteyim; zira yasak sorguya zımni iddia yoluyla teyit alanı açmak da istemem. Bu bir yasak sorgudur. Önce bunu şerh ederek sorunuza cevap vereyim: Ben Nuhoğlu’nun bahsettiği sürece dair delillere de sahibim. İzniniz olursa Sayın Başkan, göstermek istiyorum. Savunma esnasında bu soruyu aslında daha aydınlatıcı olması açısından doğru cevap kısmında da vermiştik.
Bahsedilen Güllüce Tarımcılık olayı, bir iddianamede olduğu haliyle var, bir ifadede olduğu haliyle var, bir de gerçekte olduğu haliyle var. Gerçekte olduğu halini Sayın İmamoğlu’nun bu dava kapsamında müdafinliğini yapacak, daha doğrusu eylem bazlı savunmasını yapacak meslektaşlardır. Ben onlar yerine savunma yapmam uygun olmaz. Kendi açımdan size şunu anlatayım. Güllüce Tarımcılık meselesinde Eylem 14’te iddia edilen konu sağda yazıyor: Geriye dönük usulsüz sözleşmeler hazırladığım isnadı var. Doğru biliyorum değil mi Sayın Savcım?
Savcı: Doğru.
Mehmet Pehlivan: Peki, bu Ali Nuhoğlu’nun beyanında nasıl? Solda gördüğünüz üzere formaliteden bir ek sözleşme. Şimdi net açıdan belirlemek açısından soruyorum ve açıklama yapmaya çalışacağım. Bir ek sözleşme olduğu iddiası varsa, ki şahsın bu şekilde açık ve net bir ifadesi var, avukat huzurunda alınmış—bu ifadenin yasak sorgu olmasını bir tarafa bırakıyorum, şerh düşerek soruyorum—ek sözleşme niye dosya arasında değil? Soruşturma makamları şahıstan—ki etkin pişmanlık beyanını destekleyen deliller istemiştir—bunu neden istememiştir? Yani ifadede ek sözleşme, iddianame yazım aşamasında ortada bir ek sözleşme bulunamayınca geriye dönük usulsüz sözleşmeye dönmüş Sayın Savcım. Bunun ben bir hatalı olduğunu çok net görüyorum ve sizlere de göstermek için bu delili hazırladım. Benim Nuhoğlu’yla yaptığım görüşme esnasında katıldığım tek süreç arabuluculuk sürecidir. O da resmi arabuluculuk, şahsın avukatı çerçevesinde olmuştur.
Savcı: Hangi konuda arabuluculuk? Hangi süreç devreye giriyor?
Mehmet Pehlivan: Hisse devir sözleşmesiyle alakalı bir arabuluculuk süreci yaptım. O da kayıtlarınızda var. Arabuluculuk sürecine dair bir çekince ve soru işareti yok. Ama bu hem beni ilgilendirdiği için hem müvekkili ilgilendirdiği için en önemli konu olduğunu düşünüyorum. Böyle bir geriye dönük usulsüz sözleşme hazırlama yok. Ayrıyeten şunu da söylemek isterim: Bir yazılı sözleşme var, yazılı belge var. Şahıs imzalamış. Özgür iradesi, özgür iradesinin dışında imzaladığına dair bir şerh yok. Öyle bir iddia da yok, iddia dahi yok dosyada. Avukatı imzalamış. Yazılı belgeyle edinmiş bir ispat var. Bunların hepsini dışlayıp, hepsini dışlayıp getirdiği yer şöyle olmuş—onun da dayanağı yok ama—ek sözleşmeydi ama ek sözleşme de yok. Soruşturma makamlarına, bizim benim soruşturma aşamasına yönelttiğim eleştiriler Sayın Savcım, hani bu somut delillere dayanarak yöneltildi. Umarım cevap verebilmişimdir.
Savcı: Yani özgür iradeyle imzalanan bir evrak olduğu zaman bunu geçerli kabul ediyoruz doğru mu? Herhangi bir şerh konulmadıysa veya şu olmadıysa...
Mehmet Pehlivan: Hayır, şahsın bu sözleşmenin… yani bu bahsettiği ek sözleşme konusuna dair bir iddiası yok. Bir ek sözleşme diyor, söyleyivermesinden ibaret bir şey. Bunu anlatmaya çalışıyorum. Söyleyivermiş ama bu soruşturmada isnada dönmüş.
Savcı: Yine bu Adem Soytekin’in beyanlarında bu Topkapı Aksoy Plaza’da İmamoğlu’na ait SSB Gayrimenkul Şirketi’nden devredilen tapu meselesi var, iddianameye yansımış. Adem bir şeylerden bahsediyor burada. Adem bu tapu devri sürecinde 5 milyon doların, hani iddiaya göre sistemden getirildiğini, sizin ise operasyon öncesi bu aktarıldığı iddia edilen paraları fatura işlemleri üzerine geldiğinizi söyleyerek muhasebeyle görüştüğünüzü fakat operasyonlar nedeniyle işlemin askıda kaldığı şeklinde bir beyanı var. Hani avukat sıfatıyla müvekkillerinizi veya dosya kapsamında fatura ilişkisine dair bir süreciniz oldu mu?
Mehmet Pehlivan: Yani iddianamede de avukat olarak tasvir ediliyorum, mali müşavir değilim. Bir kimseye fatura düzenletme gibi bir yetkim de yok. Adem Soytekin’in yine en başta söylediğim gibi bu ifadenin bir yasak sorgu olduğunu şerh ederek cevap vereyim. İkrar ettiğimi düşünmeyin ifadenin salahiyetini. Adem Soytekin’in bahsettiği şekliyle bile bu ifadeyi verdiği tarih 27 Haziran. Ali Nuhoğlu’nun oradan geliyormuş, fatura işlerini orada da düzeltmiş. Benim Ali Nuhoğlu’yla fatura işi yaptığıma dair bir iddia da… Yani Ali Nuhoğlu 1 Haziran’da bunu veriyor, bu ifadeler basına düşüyor, Adem Soytekin oradan duyuyor ve yeni bir uyum baskısı altında genişletilmiş itiraf dediğimiz şey gelişiyor. Bu sadece bende değil. 16 Haziran tarihli ifadesinin 12. sayfasını açın, 24 nolu başlıkta da şöyle başlıyor cümlesi: "Basından duyduğum kadarıyla Selim İmamoğlu Makedonya’da 670 bin Euro para yatırmış." Basından duymuş, Makedonya’ymış, 670 bin Euro'ymuş. Makedonya değil Hırvatistan iddia konusu olay. 670 bin değil 380. Yani ifadelerin oluş biçimi, oluşturuluş biçimi bu. Söz konusu iddiayla alakalı bir bilgi sahipliğim dahi yok. Fatura düzenleme yetkimin olmadığını da açıkça belirteyim.
Savcı: Yine bu Adem’in bahsettiği toplantı süreci var operasyon sürecine kadar. Onunla ilgili dosyada HTS bazları alınmış. Birden fazla kişi Adem Soytekin, Fatih Keleş, Adem Soytekin, Hüseyin Köksal tarzında. Orada da sizin hangi tarih bakıyorum... 11 Mart 2025 yılında Adem Soytekin’le ortak baz var Beylikdüzü’nde. O güne dair hani diyeceğiniz var mı? Niye bir araya geldiniz?
Mehmet Pehlivan: Ona dair Sayın Savcım doğrudan bir toplantı eşleştirmesi yapmıyor. 7 Mart tarihli bir toplantıdan bahsediyor ki o toplantıda olmadığımı HTS kayıtları—dosyanız arasında olan HTS kayıtları—o toplantıda olmadığımı söylüyor. Buna rağmen tutukluluğuma gerekçe olarak o HTS kayıtları yazıyor, o da ayrı bir konu. 11 Mart’a dair özel bir toplantı nitelendirmesi yok. Bu soruşturmanın oluşturuluş biçiminde HTS kayıtları bu şekilde kullanılmıştır. Şahıslar arasındaki HTS kayıtları getiriliyor, eşleşen tarihlere bir iddia yerleştiriliyor. Örnek vereyim bir tane daha, somutlaşması açısından söylüyorum. Bir şahıs ifadesinde 2023 yılında Murat Erenler, Ali Kotil "2023 yılında görüştük" diyor ve birtakım iddialar geliştiriyor görüştüğüne dair. Savcılık HTS kayıtlarını getirtmiş, 2021 yılında sadece ortak bazları var ve iddianame şöyle geçmiş: "Her ne kadar şahıslar 2023 yılında böyle bir olaya karıştıklarını söyleseler de HTS kayıtları 2021 diyor." Yani iki yılı geriye çekiyor. HTS kayıtları bu dosyada, HTS verileri yan delilken, tek başına hiçbir soruşturmada, davada—bırakın davada olmayı—tutukluluk tedbiri için delil alınamayacakken bu şekilde manipülatif şekilde kullanılmaya çalışılmış. Bahsettiğiniz, bana sormuş olduğunuz HTS kaydı da onlardan herhangi biri Sayın Savcım.
Savcı: Adem Soytekin'le daha görüşmeniz oldu mu veya tanışıklığınız var mı?
Mehmet Pehlivan: Ben Adem Soytekin'le tanıştığımı söylüyorum. Belki hatta bir önceki sorgumda kendisiyle bir husumetim olmadığını açıkça belirttim. Hatta o husumetten de öte böyle bir husumet iddiasında biri bulunmadım. Görüştüğüme dair de ya görüşmedim demiyorum, görüştüm görüşüyordum. Sosyal olarak tanıdığım bir insan. Haliyle o tarihte görüşmüş olabilir miyim spesifik olarak diyemem ama hatırlamıyorum. Bir yerde baz vermiş, bir restoranda bile baz vermiş olabilirim veyahut da oturup görüşmüş de olabilirim. Benim Adem Soytekin'le görüşmemle alakalı bir çelişme çekişme durumu yok. Kendisi ki bu soruşturma kapsamında en çok ifade süreçlerine maruz kaldığı zor bakımından kendisinin de ne kadar mağdur edildiğini de anlatmıştım. Yani onun güvenilir ve itibar edilebilir tarafı olmadığına dair beyanlarımın yanı sıra esasında onun da ne kadar zora kaldığını, tüm itirafçılar gibi ne kadar zora kaldığını da burada anlatmıştım. O yüzden görüşmüş olabilirim. Ne görüştün diye soruyorsanız hatırlamıyorum.
Savcı: Bu yine bu Zorlu Center'da bir olay meselesi var, onunla ilgili bir HTS baz incelemesi yapılmış. İncelemede işte belli tarihlerde Hüseyin Köksal, Murat Gülibrahimoğlu, Hüseyin Köksal, ondan sonra Ekrem İmamoğlu, Murat Kapki ile birçok ismin ortak bazda gözüküyor. Hatta Ekrem Bey vekil olduğu için o tarihlerdeki soru sormuyor ama mesele şu, bu Hüseyin Köksal, Gülübrahimoğlu ve Kapki ile bir tanışıklığınız var mı?
Mehmet Pehlivan: HTS kayıtları da yine aynı şeyi söyleyeceğim. Hani bu soruşturmanın usul ekonomisi açısından söylüyorum. Bu HTS kayıtları tek başına hiçbir anlam ifade etmez. Bununla beraber şunu belirteyim. Murat Gülübrahimoğlu'yla hayatımda bir tanışıklığım yok. Murat Kapki'yi de yalnızca Hüseyin Köksal'ın ortağı olması vesilesiyle tanırım. Hüseyin Köksal da beni hem sosyal olarak tanıdığım bir isim hem de aramızda avukat-müvekkil ilişkisi var.
Savcı: Anladım. Başka sorumuz yok, sağ olun.
İSTANBUL BAROSU BAŞKANI PROF. DR. İBRAHİM KABOĞLU, MEHMET PEHLİVAN’I SAVUNUYOR
Baro başkanı sıfatımla; Avukatlık Kanunu madde 76 uyarınca hukukun üstünlüğünü ve insan haklarını savunmak ve korumak, madde 95.4 uyarınca meslek mensuplarına yönelik saldırılara karşı avukatlık mesleğini ve meslektaşlarını savunmak, aynı maddenin 21. fıkrası uyarınca hukukun üstünlüğü ve insan hakları kavramlarına işlevsellik kazandırmak ve nihayet madde 97.6 uyarınca meslek onuru ve bağımsızlığı ile ilgili kanunların ve meslek kurallarının gereğini her türlü organa karşı savunmak ve bu konuda doğrudan doğruya veya dolaylı olarak kendisini göreve zorlayan hususları yapmakla yükümlüyüm.
Sayın Başkan, değerli heyet; tabii ki esasa ilişkin savunmayı müdafiler yapacaktır. Ben bu sıfatla, avukatlık yasasının verdiği yetkiyle genel belirlemelerde bulunacağım. Sizler avukatlık deneyimine de sahip olan bir yargıç olarak bunu çok iyi bilmektesiniz. Ben 31 Mart günü yaptığım benzeri bir konuşmada, sizlere 8 sayfa olarak teslim etmiştim ama özet olarak belirttim. Esasen aynı çerçevede; tutuklama koşullarının neden oluşmadığını ayrıntılı olarak, özellikle Mehmet Pehlivan şahsında ve bütün tutuklulara ilişkin olarak Anayasa madde 19 ve 13 ışığında ortaya koymuştum. Zira burada takdir yetkiniz olsa da 13. madde ışığında ölçülülük testini uygulamak gerekiyor. Tutuklama gerekli mi? Elverişli bir araç mı? Ulaşılmak istenen amaçla araç arasında bir orantı var mı? Eğer bu testler geçerli değilse, aynı maddenin öngördüğü "hakkın özüne dokunma" yani kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkının özüne dokunma söz konusu olur demiştim. Aynen burada olduğu gibi o vesileyle şunu belirtmiştim: Burada bulunanların hepsinin serbest bırakılması gerekir; hiçbirinin tutukluluk koşulu gerçekleşmiş değildir. Belki hukukçu olmanın verdiği bir ihtiyat payıyla %1 ihtiyat payı bıraktım ve neden tutukluluk koşullarının oluşmadığını ayrıntılı olarak sizlere sunduğum belgede de ortaya koydum. Tutuklamanın esasen bir özgürlüğün sınırlanması değil, özgürlükten yoksun kılma anlamına geldiğini de vurgulamıştım.
Bu vesileyle İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi'nin kararlarında; tutuklama ile tehlikeli halin özdeş kılındığını, ancak bir kişinin toplumda dolaşması tehlike arz ediyorsa o kişinin tutuklanmasının meşru kılınacağını yine belirtmiştir. Özellikle bu davanın, İstanbul Barosu'nun da üyesi olan Mehmet Pehlivan'ın yargılanıyor olması ve savunma mesleğini icra ettiği sırada böyle bir soruşturma ve tutuklama işlemiyle karşılaşmasını göz önüne alarak; biraz önce Sayın Birlik Başkanı'nın da değindiği üzere İstanbul Barosu davasına birkaç cümleyle değinmek istiyorum. İstanbul Barosu davası neden açıldı? Baro, hukuk hakkını kullandı. Öldürülen iki gazeteci hakkında soruşturma yapılsın talebini kamuoyuna yansıttığı için 7 cümlelik bir bildiri, 14 ay süren bir yargılama ile sonuçlandı. Bugünlerde faili meçhuller aydınlatılsın biçiminde adeta bir devlet seferberliğinin ilan edildiği dikkate alınırsa; İstanbul Barosu'nun az önce zikrettiği maddeler çerçevesinde yaptığı şey yalnızca hakkı değil, sorumluluğu ve yükümlülüğüydü. Etkili bir soruşturma isteme hakkını kullandı; bunu istemesi aynı zamanda bir görevdi.
Sayın Başkan, değerli üyeler; ben İstanbul Barosu Başkanı olarak 7 Ocak 2025'te Çağlayan'da savcılığa verdiğim beyanda kullandığım "Bu işlemler hukuken yok hükmündedir" şeklindeki ifademi aynen burada da tekrarlıyorum. O gün sanık sandalyesinde oturuyordum, 1 yıl sonra 5-9 Ocak günlerinde yine söyledim. Geçen yıl savcılık beyanında "Bu işlemlerin bir kısmı Sayın Savcı tarafından yürütülmüştü; bu işlemler hukuken yok hükmündedir çünkü anayasa ve ilgili yasalar dikkate alınmadan yürütülmüştür" dedim. Sayın Heyet, bu beyanımı izleyen dakikalarda sizin yerinizde oturan mahkeme heyeti oy birliği ile beraat kararı verdi. Oy birliği ile beraat kararı verdi ancak ne var ki sağ tarafta oturan Sayın Savcı, henüz biz bahçeye çıkmadan karara karşı istinaf yoluna başvurduğunu açıkladı. Ben yalnızca şununla yetiniyorum: Savcılık savunmaya saygı duymadı, savunmayı yaptırıma tabi tutmak istedi; ama hiç değilse burada oturan hükme, yani yargıya saygı duysaydı ve 2 hafta kadar gerekçenin açıklanmasını bekleseydi. İşte bu durum, İstanbul Barosu'na yöneltilen davanın tümüyle siyasal bir dava olduğunu göstermesi açısından acı bir gerçeklikti; bu nedenle beyan etmek isterim.
Bu dava neden siyasal bir davadır Sayın Başkan, değerli üyeler? Birkaç cümleyle 22 Mart gecesinde yaşananları hatırlatmak isterim. Çağlayan'a girişimiz hemen hemen olanaksız kılınma derecesinde zorlaştırılmıştı. Karşılaştığımız polis ekipleri beni tanıyamadıkları gibi her seferinde kimlik sordular. "Peki, iyi de az çok tanınan bir kişiyim kolluk tarafından" dediğimde, "Hayır, biz Çorum'dan geliyoruz" dediler. Bir başkası "Tokat'tan geliyoruz", bir diğeri "Samsun'dan geliyoruz" dedi. Sayın Heyet, gerçekten ben 12 Mart'ı gördüm; Ankara'da saat 14:00'ten gece 00:00'a kadar... Yurt dışında doktora öğrencisiydim, tatile gelmiştim ve gördüm; ama öyle bir kolluk yığınağına ilk kez tanık oldum. Zar zor görev yerim olan Çağlayan'daki odama girdim ama "Yönetim kurulu üyeleri giremez" denildi. Toplantı yapamaz durumdaydık. Birçok telefon görüşmesinden sonra Başsavcılık kanalıyla ancak şu anda salonumuzda bulunan Başkan, Türkiye Barolar Birliği Saymanı ve bugün aramızda olmayan Saymanımız Ahmet Ergin Bey 2 saat sonra, gece yarısına doğru girebildi. Yönetim kurulu üyelerimiz adliye bahçesinde sabahladı.
Bu durum, İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne karşı yöneltilen ve yürütülen davalar zinciri ile operasyonların neden siyasal olduğunun bir göstergesidir. Burada özellikle belirtmem gereken husus şudur: Usulün sürekli ihlal edilmesi, esasa ilişkin savcılığın suç iddiasında gerçekten zayıf olduğundan esası kirletmek için usule ilişkin hatalar yapmasından mı kaynaklanıyor? Bu çok önemli bir sorudur. Gözaltına alma biçiminden tutuklamaya, hapse konulmaya ve bir hapishaneden bir başka hapishaneye dolaştırılmaya kadar bu süreçte, bildiğiniz üzere anayasamızla da güvence altına alınan insan haklarının sert çekirdeği sürekli olarak ihlal edilmiştir. Bu ihlaller, özellikle bir terör örgütü suçlaması yapılarak gerçekleştirilmektedir; oysa bir yapının terör örgütü olup olmadığı sizlerin vereceği kararla ortaya konur. Kesinleşmiş bir mahkeme kararı olmadan, eğer bir kolluk birimi veya savcılık bir örgütün terör örgütü olduğuna tek başına karar verebilecekse, o zaman bu heyete ne gerek var? Bu kadar mesaiye gerek var mı? Sav, savunma ve hüküm diyalektiği böyle bir ortamda işletilebilir mi? Bu açıdan, özellikle Anayasamızın 15. maddesinin 2. fıkrasında yer alan ve savaş ortamında bile korunan insan haklarının sert çekirdeğinin, herkes için her zaman ve her yerde geçerli olan hakların bu yargılamalar zincirinde sürekli ihlal edilmekte olduğuna tanıklık etmek bizim açımızdan son derece kaygı verici bir durumdur.
Sayın Heyet, bu dava sırasında dile getiren öneriler ve Sayın Başkanın bahsettiği hususlar Anayasa madde 19 fıkra 7 ve 8 ile ilgilidir. Tutukluluğa itiraz duruşması konusundaki ilk konuşmam da bunun üzerineydi. Anayasa'nın öngördüğü 4 koşul vardır: Birincisi duruşmalı yapılması, ikincisi avukatın katılması, üçüncüsü gerekçeli olması ve dördüncüsü tikel olması; yani torba biçiminde değil, her sanık hakkında ayrı ayrı karar verilmesidir. Sayın Yargıç, Sayın Heyet; bu duruşma salonunun ötesinde sizleri yakından izlemeye çalışıyorum. Adil yargılanma hakkına neden özen gösterdiğinizi de biliyorum. Bu bakımdan, bu ayın sonunda veya başında yapılacak tutukluluğa itiraz duruşmaları belki 2 gün kayba neden olabilir ama adil yargılanmanın gerçekleşmesine çok katkıda bulunur. Bu nedenle lütfen bu öneriyi; anayasal gereklilik ile sizin izlediğiniz yol ve yöntemi birleştirmesi açısından önemseyin.
Son olarak şunu belirtmek isterim: Tabii ki bir yargıç heyeti karşısındayız. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı ne yazık ki Anayasaya ve yasaya aykırı işlem ve eylemler zincirini sürdürmektedir. Ancak burada yargıç heyeti çok önemlidir ve bu heyet Anayasamızın 138. maddesine göre karar verecektir. Sayın Başkan, değerli üyeler; biz İstanbul Barosu olarak 3-5 Nisan tarihlerinde adil yargılanma ve savunma hakkı konulu bir toplantı yaptık. Yargıtay üyeleri geldi, Bölge Adliye Mahkemesi üyeleriyle konuşuldu. İstanbul Bölge İdare Mahkemesi'nden bir mahkeme başkanı, "Savcılık sadece aleyhe olan delilleri topluyor, oysa savcılar lehe olan delilleri de toplamak zorundadır" dedi. Ben de kendisine şu yanıtı verdim: "Ben aleyhe olan delillere bile razıydım; eğer ortada gerçekten bir delil olsaydı ve bu deliller kurgu ya da hukuken delil kabul edilmeyen malzemeler olmasaydı."
Yargıçlarla savcıları bu denli ayrıma götüren süreci hukuk diliyle açıklamamız mümkün değildir; bu ancak siyasal yaklaşımla ve siyasal iradeyle açıklanabilir. İstanbul Barosu'na yöneltilen dava da buydu, İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne ve bütününe yöneltilen dava da bu çerçevededir. Sizlerin kararıyla bunu aşabileceğimiz umudunu muhafaza ediyorum. Anayasamızın 138. maddesinin sağladığı bağımsızlık statüsünü hem iç hem de dış bağımsızlık bakımından çok önemsediğimi sürekli vurguluyorum. Bu statü, sizlere madde 9 çerçevesinde tarafsız bir biçimde karar verme olanağı sağlayacaktır; bu da yargıcın erdemidir. Siz yalnızca bağımsızlık çerçevesinde karar vermeyeceksiniz, aynı zamanda Türk milleti adına karar vereceksiniz. Türk milleti adına vereceğiniz bu karar, Türkiye Cumhuriyeti'nin demokratik bir devlet olduğunu ortaya koyması bakımından da büyük önem taşımaktadır. Dikkatle dinlediğiniz için teşekkür ederim.
TÜRKİYE BAROLAR BİRLİĞİ BAŞKANI ERİNÇ SAĞKAN, MEHMET PEHLİVAN’I SAVUNUYOR
Sayın Başkanım, Mehmet Pehlivan'la ilgili yürüyen süreci bireysel müphem bir vaka olarak görmüyoruz. Evet, münferit olarak kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı ihlali yaşanması, hukuka aykırı uygulamalarda tabii ki bu da tek başına baroların ve Türkiye Barolar Birliği'nin desteği ve meslektaşını koruma yükümlülüğü, kapsamında ve görevi içerisindedir. Ancak sadece münferit bir hak ihlalinden bahsetmiyoruz. Aynı zamanda bir savunma hakkı ihlalinden bahsediyoruz. Her ne kadar Sayın İmamoğlu'nun burada aramızda çok kıymetli avukatları, çok tecrübeli avukatları bulunsa da Mehmet Pehlivan'ın Sayın İmamoğlu'nun avukatı olarak bugün cübbesiyle aramızda bulunmaması, kendi başına bir savunma hakkı ihlalidir ve adil yargılanma hakkı ihlalidir. Ancak bunların da ötesinde, iki unsurun da ötesinde Mehmet Pehlivan ile ilgili yürüyen süreç aynı zamanda savunma hakkına bir tehdit boyutuna ulaşmıştır. Savunma makamına da bir tehdit boyutuna ulaşmıştır. Tabii bunun sebeplerinden çok kısaca sizlere bahsedeceğim; çünkü bunlar bizi doğrudan ilgilendiriyor meslek örgütleri olarak.
Mahkeme Başkanı: Başkanım, bunu çok kısa tutalım. Buyurun.
Sağkan: Çok kısa olamaz Başkanım. Çünkü biz önemli bir konunun altını çizmek üzere buradayız.
Mahkeme Başkanı: Ben şu an şöyle, normalde Başkanım, biz bir sorgulama işlemi yapıyoruz. Sizin beyanlarınız, normalde söz hakkı verdiğimiz bir durumumuz yok aslında size burada bu şekilde.
Sağkan: Ben sanık müdafiiyim Başkanım.
Mahkeme Başkanı: Vekalet ilişkiniz var mı?
Sağkan: Vekalet ilişkim zorunlu değil. Mehmet Pehlivan kabul ettiği müddetçe, ben onu müdafiyim. Daha sonra yetki belgesini ibraz edelim dosyaya. Sayın Başkanım, bizim açımızdan önemli. Ben ilk gününden itibaren, salı gününden itibaren burada bu derdimizi anlatmaya gayret ediyorum sizlere. Neden önemli? Neden böyle düşünüyoruz? Hangi hukuka aykırılıkları gördük? Size bunlardan bahsetmek durumundayım. Öncelikle üç unsurun altını çizmek istiyorum. Birincisi, özel soruşturma usulü atlanarak bir süreç yaşatıldı. Yani Avukatlık Kanunu'nun 58. maddesinde düzenlenen bir avukatın görevinden doğan veya görevi sırasında işlediği iddia edilen suçlardan dolayı ancak ve ancak Adalet Bakanlığı'nın izni ile hakkında bir soruşturma yürütülebileceğine ilişkin özel soruşturma usulü işletilmeden bir usul izlendi. Bu başlı başına çok büyük bir usulsüzlük. Bu öyle görmezden gelinecek, üstü örtülecek, yok sayılacak bir başlık değil. Çünkü avukat hakkındaki özel soruşturma usulünün işletilmesi aslında avukata tanınan bir ayrıcalık veya bir lütuf değil. Aynen üstünün ağır cezayı gerektiren bir suç hali dışında aranamaması gibi avukatın soruşturmasının özel soruşturma usulüne tabi tutulması, aslında insanların, yurttaşlarımızın savunma hakkının doğru ve etkin şekilde kullanılması ve aynı zamanda avukatın bağımsızlığının etkin şekilde vücut bulması ile ilgili bir düzenlemedir.
Baktığımız zaman iddianameye, değerlendirme kısmına, eylem 14'teki değerlendirme kısmına; Mehmet Pehlivan'ın "avukatlık meslek kimliğini kullanarak" ifadesi var, "hukuki yardım sunmanın ötesine geçerek" ifadesi var, "savunma ve temsil yetkisinde sınır" ifadesi var. Daha da öteye geçiliyor; "avukatlık mesleğini bir zırh gibi kullanmaya çalışarak" ifadesi var. Herhalde bundan daha net bir "görevi sırasında" isnat tanımı bulamazsınız. Bu kadar açık bir "görevi sırasında" isnat tanımına rağmen özel soruşturma usulünün aşılması açıkça hukuka aykırı olup, bizce mahkemenizce Mehmet Pehlivan bakımından ivedilikle durma kararı verilerek bu usulün tamamlanmasına ilişkin gerekli işlemlerin yapılması gerekmektedir. İkinci konumuz ise tabii ki koşulları oluşmaksızın verilen tutuklama kararı. 2 sefer çağrıldığını biliyorum Mehmet Pehlivan'ın adliyeye. Bir tanesine devam eden soruşturmada ben de yetiştim, adli kontrol kararı verilen dosyası; diğeri de bu dosyanın tutuklanması. İkisinde de çağrı üzerine koşa koşa adliyeye gitmiştir. Ne kaçma şüphesinden bahsedebiliriz ne de dosyada beyan delillerini etkileyebileceğine dair somut herhangi bir olgudan burada bahsedemeyiz. O nedenle bize göre bu dosyanın münferit bir olayın ötesine geçerek bir savunma hakkı kısıtlamasına dönüşmesinin temel nedenlerinden bir tanesi de usulsüz şekilde verilen bu tutuklama kararıdır.
Tabii ki üçüncü kısım ise soruşturma aşamasındaki sevk gerekçeleri ve iddianamedeki buna benzer yöndeki tespitler ve olgulardır. Sayın Başkanım, iddianame ile birlikte aslında soruşturma sürecindeki sorguya sevkle beraber, tutuklamaya sevkle beraber başlayan kaygımızın derinleştiğini ifade etmek isterim. Hepimiz okuduk eylem 14 değerlendirmesini; hangi delillere bakıldığını, beyan, belirti ve belge delilleri bakımından bir değerlendirme yaptığımızda sadece beyan delillerinin ve bunların da aslında bazı menfaatlere bağlı olması sebebiyle geçerliliklerinin büyük oranda kuşkulu olduğuna dair somut verilerin bulunduğunu gördük. Buna rağmen çok uzun zamandır devam eden bir avukat tutukluluğundan bahsediyoruz. Ve aslında delil değerlendirme kısmına geldiğimizde şunu görmekteyiz. Savcılık diyor ki: "Maddi gerçeğin ortaya çıkmasını engellemeye çalıştığı." Bazı beyanlarla savcılığın ulaştığı yer, "maddi gerçeğin ortaya çıkmasını engellemek" olarak konumlandırılıyor. Sayın Başkanım, şunu 2026 yılında ifade etmeye çalışmaktan zul duyduğumu ifade etmek isterim; maddi gerçek tanımı maalesef ki Türkiye'de birçok hukuksuzluğun üstünü örtmekte kullanılıyor. Kime göre maddi gerçek? Sayın savcılığın maddi gerçeği midir ortaya çıkartılması engellenen? Yoksa mahkemenin delillerin değerlendirmesi neticesinde ortaya koyacağı adli maddi gerçek midir? Yoksa bazen adli maddi gerçekle hiç örtüşmeyen ve uyuşmayan objektif gerçek mi?
Şunu hatırlatmakta fayda var: Avukat bakımından bunların hiçbirinin yargılamada bir önemi yoktur. Avukat bakımından, sadece ve sadece müvekkilinin maddi gerçeğini mahkeme huzurunda hukuki argümanlarla savunmak görevi vardır. Biz, Cumhuriyet savcısının yardımcısı değiliz; biz idarenin ajanı hiç değiliz. Bizim, Cumhuriyet savcısının, tırnak içerisinde kendine göre belirlediği maddi gerçeği ortaya çıkartmak için ona yardımcı olmak gibi bir görevimiz de yok. Biz, müvekkilimizin haklarını savunuyoruz. Bize göre onun beyanı neyse, maddi gerçek de odur. Haliyle savcılık makamının bizden beklediği, eğer burada bu cübbelerle otururken, fikren ve ruhen aslında savcılık makamının yanında hizalanmaksa; bugüne kadar Türkiye'de avukatlar özelinde bunun çok kez denendiğini ama hiç başarılı olunamadığını tekrar ve tekrar ifade etmek isterim.
Bundan birkaç ay önce bu salonda İstanbul Barosu Başkanı ve yönetim kurulu üyeleri de yargılandı. Ondan birkaç sene önce kumpas davalarında "Adil yargılanma hakkı ilkesi çiğneniyor" diyen İstanbul Barosu Başkanı ve yönetim kurulu üyeleri de yargılandı. Çok daha geçmişe de gidebiliriz; 12 Eylül zamanı bu baronun kapısına mühür vurdular ve Orhan Apaydın tutuklandı. Oradan çıktı, meslektaşlarla birlikte o mührü söktüler ve o mührü sökerken de Kenan Evren'i baronun açılışına davet ettiler. Haliyle evet, Türkiye'nin hukuk tarihinde avukatlar ve barolar üzerinde baskı çok yoğun şekilde yaşanmıştır. Maalesef bu da bu dönemin bu yöndeki en ağır örneklerinden bir tanesidir. Bu kadar önemli bir davanın avukatı; süreci soruşturma aşamasından itibaren takip etmesi gereken, bugün burada müvekkiline ait maddi gerçeklerin ortaya çıkması için mücadele etmesi gereken bir avukat, maalesef ki huzurda kendisini savunmak zorunda bırakıldı. Sadece bu husus dahi bu yargılamayı ilk aşamasından itibaren savunma hakkı ve adil yargılanma hakkı çerçevesinde sakat bir duruma getirmektedir. Ancak bu düzeltilmeyecek bir durum değildir. Öncelikle bizim sayın heyetten talebimiz; özel soruşturma usulüne ilişkin eksikliğin giderilmesine dair işlemlerin yürütülmesi ve tabii ki huzurdaki sanıkların avukatlarının da talep ettiği şekliyle işlem yapılmak suretiyle, yani dinlenmeleri suretiyle tahliyelerine karar verilmesidir. Sayın Başkanım, toparlayıp bitiriyorum.
Ben izleyebildiğim kadarıyla ve buradaki meslektaşlarımla görüştüğüm kadarıyla, bugüne kadarki süreçte, sizler, burada kişilerin sorguları sırasında ifadelerinin kesintisiz olarak dinlenmesi ve avukatların savunmalarını özgürce yapabilmeleri konusunda bir hassasiyet gösterdiniz. Herkes de bunu ifade ediyor. Az önce meslektaşlarım bazı taleplerinde bu yönde bir serzenişte bulundu; siz de "Biz savunma hakkını hiç kısıtlamadık" dediniz. Bizim böyle bir iddiamız yok zaten, bunun farkındayız. Ancak meslektaşlarımızın farklı bir talebi var: Aradan geçen zaman zarfında huzurda bulunan 90 tutuklu sanık bakımından farklı unsurlar gelişti. İnsanlar çok uzun zamandır ailelerinden uzakta tutsak durumdadır. Bu insanların tahliyelerine ilişkin bir değerlendirme yapılacağında, Anayasa'nın 19. maddesinin 7. fıkrası çerçevesinde seslerini sizlere duyurma hakları vardır. Haliyle buradaki talep, bugüne kadarki savunma hakkına ilişkin gösterdiğiniz hassasiyetin devamı noktasında bir taleptir. Kişilerin dinlenerek, durumun ona göre somutlaştırılarak ve bireyselleştirilerek tutukluluk değerlendirmesi yapılması adil yargılanma hakkı bakımından da zorunlu bir unsurdur. Saygılarımı sunuyorum efendim.



















