Tek Gazetesi - Haber Sitesi - Son Dakika Haberleri

Sayfa Adresi : https://www.tekgazetesi.com/haber-detay/14590_imamoglu-ndan-durusmada-itirafci-tepkisi-cocuklari

GÜNDEM

Tümü

İmamoğlu'ndan duruşmada 'itirafçı' tepkisi: Çocuklarının nikahını kıydım fakat omurgalarını takır tukur kırmışlar

(1 Gün, 2 Saat önce) 112 İzlenme 0 Yorum
İBB davasının 24. duruşmasında konuşan Ekrem İmamoğlu, bazı şüphelilerin nezarette baskı altında ifade değiştirmeye zorlandığını öne sürdü. İmamoğlu, bu süreçte kimi isimlerin kişiliklerinden uzaklaştırıldığını savunarak, “Omurgalarını takır tukur kırmışlar” dedi. İmamoğlu, itirafçı Sefi Beyaz'ı ticaret hayatından 35 yıldır tanıdığını ve çocuklarının nikahını kıydığını belirten İmamoğlu, zanlıların nezarethanede baskı gördüğünü öne sürdü.

Aralarında İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun da tutuklu olarak yargılandığı 414 sanıklı İBB Davası'nın 24. duruşması gerçekleştirildi. Duruşmaya, İmamoğlu'nun iddianameye yönelik "İftiraname" eleştirisi ve Bakırköy Belediye Başkan Yardımcısı Ali Rıza Akyüz'e yönelttiği çapraz sorgu soruları damga vurdu.

 

İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumu karşısındaki 1 No'lu salonda görülen dev davanın 24. gününde duruşmalar devam etti. Geçtiğimiz hafta savunmasını tamamlayan Bakırköy Belediye Başkan Yardımcısı ve İBB Meclis Üyesi Ali Rıza Akyüz, oturumda çapraz sorguya alındı. Çapraz sorgu aşamasında söz alan Ekrem İmamoğlu, iddianamenin tamamen kendi üzerine kurgulandığını savundu ve Akyüz'e kritik sorular yöneltti.

"HER ŞEYİ EKREM'E BAĞLAYIN KURGUSU"

Sözlerine mahkeme heyetine iyi haftalar dileyerek ve yaklaşan 23 Nisan tatili nedeniyle duruşma takviminin nasıl şekilleneceğini sorarak başlayan İmamoğlu, hakkındaki suçlamalara sert tepki gösterdi.

Dosyada yer alan isnatların marifetli bir şekilde bütünüyle kendisine bağlandığını iddia eden İmamoğlu, "İddianamenin özünde ve ruhunda iftiracılar var ve onun için adı iftiraname oldu. İddianamede öyle bir kurgu var ki; ‘Ekrem İmamoğlu Beylikdüzü’nü aldı, İstanbul’u aldı, şimdi de Türkiye’yi ele geçirecek’ gibi bir zihniyetle yazılmış. İnsanlara ‘her şeyi Ekrem’e bağlayın’ denilerek oluşturulmuş bir süreçten bahsediyoruz" ifadelerini kullandı.

"BASKI VEYA TALİMAT OLMADI"

Çapraz sorgu sırasında İmamoğlu, Ali Rıza Akyüz'e hem belediye hiyerarşisi hem İBB Meclis üyeliği hem de CHP parti içi ilişkileri üzerinden üç aşamalı soru yöneltti. İmamoğlu'nun, "Bakırköy Belediye Başkan Yardımcısı veya İBB Meclis Üyesi sıfatınızla, benim size meşru-gayrimeşru, ahlaki-gayri ahlaki herhangi bir konuda, dolaylı ya da direkt bir talimatım veya baskım olmuş mudur?" şeklindeki sorularına Akyüz, "Kesinlikle olmamıştır Başkanım. Böyle bir diyaloğa tabi olmadık" yanıtını verdi.

Siyasi ve parti hiyerarşisi bağlamında da aralarında bir ast-üst ilişkisi olmadığını vurgulayan İmamoğlu'na yanıt veren Akyüz, İmamoğlu'nun kendisine her zaman "Ali Rıza Bey" şeklinde saygıyla hitap ettiğini belirterek, bu alçakgönüllü üslubundan dolayı teşekkür etti.

"NEZARETTE İFADE DEĞİŞTİRMEYE ZORLADILAR" İDDİASI

Duruşmanın en dikkat çekici anlarından biri ise İmamoğlu'nun, dosyada adı geçen Seyfi Beyaz isimli şahıs üzerinden savcılık makamına yönelttiği "ifade zorlaması" suçlaması oldu. Beyaz'ı ticaret hayatından 35 yıldır tanıdığını ve çocuklarının nikahını kıydığını belirten İmamoğlu, zanlıların nezarethanede baskı gördüğünü öne sürdü.

İmamoğlu, şüphelilerin nezarethanede bir arada tutulduklarını belirterek, "'Ne diyorlarsa kabul edin, sen de onların dediğini söyle, yazsınlar ona göre çıkalım' dediler ve çıktılar. Omurgalarını kırmışlar, insanları kişiliklerinden uzaklaştırmışlar" iddiasında bulundu.

İmamoğlu, Seyfi Beyaz'ın ifadesinde yer alan ve Akyüz'ün söylediği iddia edilen, "Kardeşim, geleceğin Cumhurbaşkanı'na yardım etmekten niye geri duruyorsunuz?" şeklindeki cümlenin kurulup kurulmadığını Akyüz'e sordu. Akyüz ise, Seyfi Beyaz ile böyle bir siyasi diyaloğa girecek seviyede bir tanışıklığı olmadığını belirterek iddiaları yalanladı ve "Tamamen kurgu, eklenmiş" dedi.

"İDDİA MAKAMI İNSANLARI TEHDİT ETTİ"

Sözlerinin sonunda mahkeme heyetine seslenen Ekrem İmamoğlu, kendi sorularının da mahkemenin yönelttiği teknik sorular kadar davanın aydınlatılması açısından kıymetli olduğunu vurguladı.

Süreci "hukuksuz bir çerçeve" olarak nitelendiren İmamoğlu, iddia makamının görevini yapmadığını savundu. İmamoğlu, savcılığın insanları tehdit ederek ifadelerini aşama aşama değiştirdiğini ve Beyoğlu Belediye Başkanı İnan Güney'in de "Oradaki meseleleri de Ekrem'e bağlayalım" mantığıyla davaya dahil edilerek sanıklar arasına katıldığını ileri sürdü.

İşte İmamoğlu'nun Akyüz'e sorduğu sorular ve alığı cevaplar:

Ekrem İmamoğlu: Sayın Başkan, Sayın Heyet; iyi haftalar… İyi bir süreç yaşayalım inşallah. Bu arada, 23 Nisan tatili olacağı için bir telafi düşünüyor musunuz? Yoksa üç günde mi kapatacaksın? Bu konuda bilgi olabilirse seviniriz.

Ali Rıza Bey, sizi dikkatle dinliyorum. Bütün arkadaşlarımı da dinliyorum ama sizin hassas bir biçimde, içeride yürüttüğünüz teknik alanla ilgili, donanımlı bir şekilde sunuşunuzu dikkatle dinliyorum. Malum tabii Sayın Başkan ve Sayın Heyet, burada isnat edilen tüm hususların iddianamenin marifetli bir şekilde bütünüyle bana bağlanan bir biçimi söz konusu. Dolayısıyla bu soruları sorma mecburiyetindeyim. Yoksa herkesle elime mikrofonu alıp, bu şekilde bir serenat yapma arzum yok. Yani bunu tamamen, iddianamenin ya da benim tarifimle iftiranamenin içinde her isnadın, her eylemin… Yani bilmeyenler de duysun bir kez daha… Ekrem İmamoğlu'na bağlanıyor olma biçimi açısından bu mecburiyetimin altını çizmek isterim.

Özellikle geçen hafta da burada bir hususta, sanki bir karşılıklı atışmamız gibi oldu ama bu bir şey değil, yani ters düşünce üzerinden değil, gerçekten oradaki bir eylemin dahi bana bağlanan biçimi üzerinden bir feryadım olduğunun altını tekrar çizerek ifade etmeyi önemsiyorum. Zira, bugün burada yapılan tartışma ve ciddi sorularınızın çok önemli olduğunu da ifade edeyim. Hakkını verelim. Bunların her birisi bir şehrin nizamı açısından kıymetli sorulardır. Ali Rıza Bey'in de donanımıyla bunlara en güçlü şekilde cevabının da çok önemli olduğunu da ifade edeyim ki yanlış anlamayı ya da yanlış anlamaların önünü bu şekilde kesmiş olalım.

Ali Rıza Bey, benim üç dört tane sorum olacak. Önemi var çünkü bunların her birisinin. Sonuçta siz, Cumhuriyet Halk Partilisiniz. Cumhuriyet Halk Partisi'nde siyaset yapıyorsunuz. Aynı zamanda Bakırköy Belediye Meclis üyesisiniz. Aynı zamanda Bakırköy Belediye Meclisi görevinden ötürü de atanmış bir belediye başkan yardımcısı göreviniz var. Aynı zamanda da İstanbul Büyükşehir Belediyesi Meclis'i üyesisiniz. Dolayısıyla, sizinle birtakım irtibatlarımız var. Ortak hallerimiz var yani. Bunları sormam lazım ki sanki bir emir-komuta zinciri varmışçasına bir süreç tarifleniyor. Siz de sonuçta örgüt üyesi misiniz bu arada bilmiyorum. Hani siz de sonuçta örgüt üyesi… Özel vasıflı mısınız?

Akyüz: Yok, değilim.

Ekrem İmamoğlu: Değilsiniz. Peki. Orada bir tenzili rütbeniz var. Şimdi Ali Rıza Bey, Bakırköy. Eee belediye başkan yardımcısı olarak, Ekrem İmamoğlu olarak, benim size meşru-gayrimeşru, ahlaki-gayri ahlaki veya herhangi bir konuda, dolaylı ya da direkt bir talimatım, bir baskım olmuş mudur? Böyle bir şeyi yaşadık mı karşılıklı olarak?

Akyüz: Hayır. Yaşamadık. Böyle bir yaklaşım olmadı, böyle bir işleme de tabii olmadık. Diyaloğa tabi olmadık.

Ekrem İmamoğlu: Aynı zamanda İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi üyesisiniz. Doğal olarak, görev yaptığımız dönemde ben de Meclis’in Başkanıyım kanun gereği. Esasen Büyükşehir Belediye Başkanı’nın ya da Meclis Başkanı’nın bir meclis üyesine talimat zinciri diye bir şey yoktur. Ama bunu da sormak zorundayım. İBB Meclis üyesi olarak, size… Böyle bir zincir yoktur; tekrar söylüyorum. Kanunda da yeri yoktur yani. Sadece meclisi yönetirken, meclis kurallarına göre hareket edip etmediğiyle alakalı birtakım mesuliyetleri ya da sorumlulukları vardır karşılıklı olarak. İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi üyesi olarak, aynı şekilde size bir talimatım, bir baskım, direkt ya da dolaylı olarak, farklı kişiler üzerinden herhangi bir talimatım, baskım olmuş mudur Ali Rıza Bey?

Akyüz: Kesinlikle olmamıştır Başkanım.

Ekrem İmamoğlu: Şimdi üçüncü sorum, siyasi tarafıyla ilgili. Bu daha çok önemsenebilir. Çünkü ikimiz de Cumhuriyet Halk Partiliyiz. Tabii ki bununla gurur duyuyorum. Eminim ki siz de aynı şekildesiniz. Şunu da belirteyim. Benim siyaset ömrümün neredeyse iki katından, yedi sekiz sene daha fazla bir deneyiminiz var parti içerisinde. Partide bir aslı üst ilişkimiz olmadı. Yani bunu şu anlamda söylüyorum: İşte ben il başkanı olsam, siz il yöneticisi olsanız, bir yönetim hiyerarşisi içerisinde olabilirdik. Öyle bir şey olmadı. Siyasi konum gereği de partimizde emir, komuta, talimat, tensip tarzı bir eylem, işlem yoktur. Çünkü biz teba kavramına karşı çıkan, demokrasiye güvenen, inanan ve fikir özgürlüklerini esas kabul eden bir çerçevede siyaset yapan bir parti olmaya gayret ediyoruz. Ben de açıkçası bu ilkeler doğrultusunda Cumhuriyet Halk Partili oldum. Eminim k, sizin için de etkili olmuştur. Sizi de tanıyorum çünkü uzun yıllardır. Gıyaben tanıdığım dönemi var, aile olarak tanıdığım dönemi var. Bir de siyaseten de tanıdığım dönem var size karşı. Siyasi hiyerarşi ya da siyasi düzen içerisinde, bulunduğum konum veya makamlar üzerinden herhangi bir talimatım, baskım… Ama bu yaklaşık iki yılı geçen, iki yıla yakın Bakırköy'deki göreviniz veya öncesinde böyle bir dönemimiz olmuş mudur? Böyle bir ilişkimiz olmuştur mudur? Yani o ilişkiyi de söylerseniz, olup olmadığını da cevaplarsanız sevinirim.

Akyüz: Şimdi hem olmadı… Biliyorsunuz siyasette bazen insanlar yukarı doğru çıktıkça gerçek yüzleri ortaya çıkar. Allah’a şükür, ben Ekrem Bey'den en çok memnun olduğum husus, sonuçta kendisi İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı oldu, ben meclis üyesiyim. Belediye başkanı olduktan sonra beni ne zaman görse, "Nasılsınız? Ali Rıza Bey nasılsınız?" der. Hiçbir zaman üslubundan hiçbir şekilde ödün vermemiştir bana karşı. Bu da beni, yüzüne karşı konuşuyorum ama beni oldukça aşırı memnun eder. Yani "Ali Rıza nasılsın?" ömrü billah dememiştir, "Ali Rıza Abi" olmadı, "Ali Rıza Bey, nasılsınız?" demiştir. Herhalde bu da böyle bir örgüt hiyerarşisi içinde olmaz diye düşünüyorum. Kendisinden de bu anlamda gösterdiği alçakgönüllülükten dolayı da kendisine buradan özel olarak teşekkür ediyorum.

İşte İmamoğlu'nun Akyüz'e sorduğu sorular ve alığı cevaplar:

Ekrem İmamoğlu: Sayın Başkan, Sayın Heyet; iyi haftalar… İyi bir süreç yaşayalım inşallah. Bu arada, 23 Nisan tatili olacağı için bir telafi düşünüyor musunuz? Yoksa üç günde mi kapatacaksın? Bu konuda bilgi olabilirse seviniriz.

Ali Rıza Bey, sizi dikkatle dinliyorum. Bütün arkadaşlarımı da dinliyorum ama sizin hassas bir biçimde, içeride yürüttüğünüz teknik alanla ilgili, donanımlı bir şekilde sunuşunuzu dikkatle dinliyorum. Malum tabii Sayın Başkan ve Sayın Heyet, burada isnat edilen tüm hususların iddianamenin marifetli bir şekilde bütünüyle bana bağlanan bir biçimi söz konusu. Dolayısıyla bu soruları sorma mecburiyetindeyim. Yoksa herkesle elime mikrofonu alıp, bu şekilde bir serenat yapma arzum yok. Yani bunu tamamen, iddianamenin ya da benim tarifimle iftiranamenin içinde her isnadın, her eylemin… Yani bilmeyenler de duysun bir kez daha… Ekrem İmamoğlu'na bağlanıyor olma biçimi açısından bu mecburiyetimin altını çizmek isterim.

Özellikle geçen hafta da burada bir hususta, sanki bir karşılıklı atışmamız gibi oldu ama bu bir şey değil, yani ters düşünce üzerinden değil, gerçekten oradaki bir eylemin dahi bana bağlanan biçimi üzerinden bir feryadım olduğunun altını tekrar çizerek ifade etmeyi önemsiyorum. Zira, bugün burada yapılan tartışma ve ciddi sorularınızın çok önemli olduğunu da ifade edeyim. Hakkını verelim. Bunların her birisi bir şehrin nizamı açısından kıymetli sorulardır. Ali Rıza Bey'in de donanımıyla bunlara en güçlü şekilde cevabının da çok önemli olduğunu da ifade edeyim ki yanlış anlamayı ya da yanlış anlamaların önünü bu şekilde kesmiş olalım.

Ali Rıza Bey, benim üç dört tane sorum olacak. Önemi var çünkü bunların her birisinin. Sonuçta siz, Cumhuriyet Halk Partilisiniz. Cumhuriyet Halk Partisi'nde siyaset yapıyorsunuz. Aynı zamanda Bakırköy Belediye Meclis üyesisiniz. Aynı zamanda Bakırköy Belediye Meclisi görevinden ötürü de atanmış bir belediye başkan yardımcısı göreviniz var. Aynı zamanda da İstanbul Büyükşehir Belediyesi Meclis'i üyesisiniz. Dolayısıyla, sizinle birtakım irtibatlarımız var. Ortak hallerimiz var yani. Bunları sormam lazım ki sanki bir emir-komuta zinciri varmışçasına bir süreç tarifleniyor. Siz de sonuçta örgüt üyesi misiniz bu arada bilmiyorum. Hani siz de sonuçta örgüt üyesi… Özel vasıflı mısınız?

Akyüz: Yok, değilim.

Ekrem İmamoğlu: Değilsiniz. Peki. Orada bir tenzili rütbeniz var. Şimdi Ali Rıza Bey, Bakırköy. Eee belediye başkan yardımcısı olarak, Ekrem İmamoğlu olarak, benim size meşru-gayrimeşru, ahlaki-gayri ahlaki veya herhangi bir konuda, dolaylı ya da direkt bir talimatım, bir baskım olmuş mudur? Böyle bir şeyi yaşadık mı karşılıklı olarak?

Akyüz: Hayır. Yaşamadık. Böyle bir yaklaşım olmadı, böyle bir işleme de tabii olmadık. Diyaloğa tabi olmadık.

Ekrem İmamoğlu: Aynı zamanda İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi üyesisiniz. Doğal olarak, görev yaptığımız dönemde ben de Meclis’in Başkanıyım kanun gereği. Esasen Büyükşehir Belediye Başkanı’nın ya da Meclis Başkanı’nın bir meclis üyesine talimat zinciri diye bir şey yoktur. Ama bunu da sormak zorundayım. İBB Meclis üyesi olarak, size… Böyle bir zincir yoktur; tekrar söylüyorum. Kanunda da yeri yoktur yani. Sadece meclisi yönetirken, meclis kurallarına göre hareket edip etmediğiyle alakalı birtakım mesuliyetleri ya da sorumlulukları vardır karşılıklı olarak. İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi üyesi olarak, aynı şekilde size bir talimatım, bir baskım, direkt ya da dolaylı olarak, farklı kişiler üzerinden herhangi bir talimatım, baskım olmuş mudur Ali Rıza Bey?

Akyüz: Kesinlikle olmamıştır Başkanım.

Ekrem İmamoğlu: Şimdi üçüncü sorum, siyasi tarafıyla ilgili. Bu daha çok önemsenebilir. Çünkü ikimiz de Cumhuriyet Halk Partiliyiz. Tabii ki bununla gurur duyuyorum. Eminim ki siz de aynı şekildesiniz. Şunu da belirteyim. Benim siyaset ömrümün neredeyse iki katından, yedi sekiz sene daha fazla bir deneyiminiz var parti içerisinde. Partide bir aslı üst ilişkimiz olmadı. Yani bunu şu anlamda söylüyorum: İşte ben il başkanı olsam, siz il yöneticisi olsanız, bir yönetim hiyerarşisi içerisinde olabilirdik. Öyle bir şey olmadı. Siyasi konum gereği de partimizde emir, komuta, talimat, tensip tarzı bir eylem, işlem yoktur. Çünkü biz teba kavramına karşı çıkan, demokrasiye güvenen, inanan ve fikir özgürlüklerini esas kabul eden bir çerçevede siyaset yapan bir parti olmaya gayret ediyoruz. Ben de açıkçası bu ilkeler doğrultusunda Cumhuriyet Halk Partili oldum. Eminim k, sizin için de etkili olmuştur. Sizi de tanıyorum çünkü uzun yıllardır. Gıyaben tanıdığım dönemi var, aile olarak tanıdığım dönemi var. Bir de siyaseten de tanıdığım dönem var size karşı. Siyasi hiyerarşi ya da siyasi düzen içerisinde, bulunduğum konum veya makamlar üzerinden herhangi bir talimatım, baskım… Ama bu yaklaşık iki yılı geçen, iki yıla yakın Bakırköy'deki göreviniz veya öncesinde böyle bir dönemimiz olmuş mudur? Böyle bir ilişkimiz olmuştur mudur? Yani o ilişkiyi de söylerseniz, olup olmadığını da cevaplarsanız sevinirim.

Akyüz: Şimdi hem olmadı… Biliyorsunuz siyasette bazen insanlar yukarı doğru çıktıkça gerçek yüzleri ortaya çıkar. Allah’a şükür, ben Ekrem Bey'den en çok memnun olduğum husus, sonuçta kendisi İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı oldu, ben meclis üyesiyim. Belediye başkanı olduktan sonra beni ne zaman görse, "Nasılsınız? Ali Rıza Bey nasılsınız?" der. Hiçbir zaman üslubundan hiçbir şekilde ödün vermemiştir bana karşı. Bu da beni, yüzüne karşı konuşuyorum ama beni oldukça aşırı memnun eder. Yani "Ali Rıza nasılsın?" ömrü billah dememiştir, "Ali Rıza Abi" olmadı, "Ali Rıza Bey, nasılsınız?" demiştir. Herhalde bu da böyle bir örgüt hiyerarşisi içinde olmaz diye düşünüyorum. Kendisinden de bu anlamda gösterdiği alçakgönüllülükten dolayı da kendisine buradan özel olarak teşekkür ediyorum.

Ekrem İmamoğlu: Sağ olun. Ali Rıza Bey, şimdi Sayın Başkan, Sayın heyet bu kısmı önemli. Çünkü gerçekten iddianamenin özünde ve ruhunda iftiracılar var ve onun için adı iftiraname oldu. Ve içinde ve ruhunda şimdi bahsedeceğim konu tümüyle aslında işin omurgasını temsil ediyor Sayın Başkan. “Niye” derseniz? Çünkü en başta ne diyor? “Ekrem İmamoğlu Beylikdüzü'nde belediye başkanı oldu. Beylikdüzü'nü ele geçirdi. İstanbul'a Büyükşehir Belediye Başkanı oldu. İstanbul'u ele geçirdi. Cumhurbaşkanı adayı oldu. Cumhurbaşkanı olacak ve Türkiye'yi ele geçirecek!” Şimdi bu mental anlayış ve bu kurgunun üzerine oturtulan bu iftiraname, savcılığı ve iddia makamının içinde olan herkesi, karşısındaki muhatapları da zorlayan bir reflekse dönüşmüştür. Bunu bütün sayfalarında görmeniz mümkündür. Ben oturup bunu okumuş değilim. Ama önüme gelen onlarca, yüzlerce örnekten bunu okuyorum.

Tabii geçen savunmasında Ali Rıza Bey bahsedince, o bölümü aldım, okudum. Ve buraya da not ettim. Ali Rıza Bey, güya iftirada bulunan… Ki kendisini çok iyi tanırım. Seyfi Beyaz denen şahıs, zamanı geldiğince nasıl tanıdığımı da anlatırım. Yani ben, sonuçta aile 60 yıllık, 70 yıllık. Benim de neredeyse 35 yıllık bir ticaret hayatım var. O ticaret hayatımın içerisinde ortaklıklarım, beraber iş yaptığım bir sürü insan var. Ciğerini tanırım yani. O da o kadar ileri söyleyeyim. Ve burada da olduğu gibi, bu insanların nezarette… Nezarette diyeceksiniz ki nasıl biliyorsunuz? Benim de duyumum var. Aynen iftiraname yazarken arkadaşların duyumla yazdıkları gibi, benim de duyumum var. Ama yan nezarette duydu ama yanımda olarak duydum. “Ya ne diyorlarsa kabul edin. Sen de onların dediğini söyle, yazsınlar. Ona göre çıkalım” dediler ve çıktılar. Yani nezarette dururken o 5, 7, 8, 10 iş adamı bir arada. Çıktılar yukarıya. Bu cümleleri kurdular ve çıktılar. Ve bir kısmı 2 yaptı, 3 yaptı, 5 yaptı, 6 defa bu işi örnekledi.

Şimdi bakar mısınız söze. Bakar mısınız? Ali Rıza Bey'e ithafen söylüyor bunu. Ali Rıza Bey güya öyle demiş: "Kardeşim, geleceğin Cumhurbaşkanı'na yardım etmekten niye geri duruyorsunuz?" diye, Ali Rıza Bey bunu ona söylemiş! Yahu ben bu adamın 2 tane oğlunun, 2 tane nikahını kıydım yahu. Adamı ne duruma düşürdüler yahu? 2 tane nikahını kıydım oğlunun Sayın Başkan. Ve bu insan, hapiste, bizimle yan yana koğuşla otururken… 1.5, 1 ay sonra mı çıktı? Neyse… Peş peşe verdiği bu şeylerle, ifadelerle çıktı. Zavallı diyorum. Üzülüyorum onların adına yani. Omurgalarını takır tukur kırmışlar yani. İnsanları kişiliklerinden uzaklaştırmışlar… Ali Rıza Bey, siz, "Kardeşim geleceğin Cumhurbaşkana yardım etmekten niye geri duruyorsunuz" cümlesini bu adamla, bu müzakerelerde kullandınız mı Allah aşkına? Soruyorum.

Akyüz: Kesinlikle kullanmadım Sayın Başkanım. Kesinlikle. Benim Seyfi Beyaz’la öyle bir diyaloğum da yok. Onla böyle bir siyasi diyalog yapacak bir seviyem de yok. Yani kesinlikle böyle bir şey yok. Hep kurgu. Tamamen kurgu, eklenmiş.

Ekrem İmamoğlu: Ama bu insanların, benim yüzüme mevcut iktidara ne dedikleri ben çok iyi biliyorum. Nasıl hedef okuduklarını da çok iyi biliyorum yani. Ama bunlar burada konuşulacak işler değil. Sayın Başkan, bu kısmı çok önemli. Bakın; hani ben niye altını çiziyorum. Şimdi az önce “Konuyla ilgili olmasa da” diyerek sorduğunuz önemli soruları tekrar altını çiziyorum. Deprem, bina, binaya yönelik, buna yaptığınız başka yere niye yapmadınız? Ya da yapmadınız mı? Yaptınız mı sorgulaması kadar kıymetli bir şey yok. Ama benim de burayı, yani bu iddianameyi bu arkadaşlar buraya çıktıkça sorgulamamın, sizin de mevzuyu anlamanıza sunacağı katkı çok kıymetlidir. Çünkü Sayın Başkan, bakın bu insanlar, burada bir iddianame oluşturmak adına, bir hukuksuz çerçeveye oturtulan, sistemli bir şekilde “Ekrem İmamoğlu'na ucunu nasıl değdiririz, nasıl oraya taşırız” diye muhtelif insanları bu şekilde ikna ettikleri bir gerçektir. Bu, gerçektir.

İddia makamı görevini yapmamıştır. İddia makamı, birinin görev verdiği şekliyle bu iftiranameyi düzenlemek için elinden geleni yapmış, insanları tehdit etmiş, bu şekilde sanki konuşmuş gibi, insanların ifadeleri ikinci, üçüncü, dördüncü aşamada değiştirilerek “Her işi Ekrem’e bağlayın’ meselesi üzerine oturtulmuş bir süreç yaşatılmıştır. Bugün işte aramıza katıldı. İnan Güney, Beyoğlu Belediye Başkanı da tam da bu vesileyle buraya gelmiştir. Aramıza oturmuştur. “Oradaki meseleleri de Ekrem'e bağlayalım. Buradan bu iş devam etsin” şeklinde süreç bir düzene, bir silsileye geçmiştir. Ben sorularımı sordum, cevaplarımı aldım. Teşekkür ederim.

Duruşmaya verilen öğle arasının ardından İBB Boğaziçi İmar Müdürü Elçin Karaoğlu’nun savunmasına geçildi:

Mahkeme Başkanı: Evet, hakkınızdaki suçlamanın ne olduğunu biliyorsunuz.

Elçin Karaoğlu: Evet Sayın Başkanım.

Mahkeme Başkanı: İddianame kapsamında 46 ile 58. eylemler aralığındaki suçlamalardan sorumlu tutuluyorsunuz. Savunmanız hazır herhalde, buyurun sizi dinliyoruz.

Elçin Karaoğlu: Sayın Başkanım, kıymetli heyet; öncelikle hepinizi saygıyla selamlıyorum. Peşinen söyleyeyim, hakkımdaki suçlamaların hiçbirini kabul etmiyorum. Bahsedilen suçların hiçbirini işlemedim, yasa dışı hiçbir işin içinde yer almadım. Hayata baktığım yerden, bir kamu görevlisi olarak ismimle asla yan yana koyamayacağım, çok tahkir edici birtakım suçlamalarla karşı karşıyayım. Burada karşınızda hem şahsiyetimi ve onurumu hem de mesleki namusumu savunmak için huzurunuzdayım.

Öncelikle şunu da söyleyeyim: Hakkımdaki iddianame, tarafıma bir CD içeriğinde teslim edildi. İddianame ekleri de bu CD içerisinde yer almaktaydı. Ben, cezaevinin kısıtlı şartları içerisinde, bilgisayar odasında, sınırlı günlerde iddianameyi incelemeye çalıştım. Tabii elimde fiziki doküman olmadığı için, iddianame ve eklerini incelemek benim açımdan çok zor oldu. Ve şunu da gördüm: Hakkımdaki suçlamanın ne olduğunu tam anlayamadığım gibi, eyleme konu yerlere ait imar işlem dosyalarının da CD içerisinde olmadığını gördüm. Dolayısıyla bununla ilgili cezaevi ortamı içerisinden mahkemenizden talepte bulundum, avukatlarım da ayrıca talepte bulundular; sanırım henüz dosyaya getirtilmedi bu imar işlem dosyaları. Sözlerime başlamadan bunu da belirtmek istedim.

Sayın Başkanım, kendi yaşam öykümden, eğitim ve meslek hayatımdan bahsederek savunmama başlamak istiyorum. Bu arada biraz rahatsızım, sesimden dolayı arada öksürüyorum; baştan kusuruma bakmayın, özür diliyorum. Ben, yaklaşık 50 yıl önce Rize'nin Ardeşen ilçesinde dünyaya geldim. İlk çocukluk dönemimden sonra, ailemle İstanbul'a yerleştik. Liseyi Cağaloğlu Anadolu Lisesi'nde tamamladım. Daha sonrasında İstanbul Üniversitesi Mühendislik Fakültesi İnşaat Mühendisliği Bölümü'nden mezun oldum. Yeni mezun olmuşken, yaklaşık bir-bir buçuk yıldır özel sektörde meslek hayatına yeni atılmışken; 1999 yılında ilk kez merkezi sistemle yapılacak sınavla kamuya memur alımı yapılması gündeme geldi. O dönemki adıyla Devlet Memurluğu Sınavı, kısaca DMS... Ben de tüm eğitim hayatını devletin imkanlarıyla okumuş bir kişi olarak hem devlete olan borcumu ödeyebilmek hem de kamu görevi yapmanın kutsiyetine inandığım için sınava girdim. Nihayetinde sınavı kazandım.

Sınavı kazanmamla birlikte atamam yapıldı ve Esenler Belediyesi'nde, sanırım 2000 yılında göreve başladım. Esenler Belediyesi'nde göreve başladıktan birkaç yıl sonra, mesleğimde kendimi ilerletmek amacıyla yüksek lisans yapmak istedim. O dönemde Yapı Kontrol Müdürlüğü'nde göreve başlamıştım; ben de Yıldız Teknik Üniversitesi'nde Yapı Bölümü'nde yüksek lisansa başladım. Tezimi de yapı denetimi üzerine verdim. Bir taraftan Esenler Belediyesi'nde görevime devam ederken -aşağı yukarı 6 yıl görev yaptım, 2006 yılına kadar- son senesinde —çok detayına girmek istemiyorum ama kısaca— bir haksızlıkla karşı karşıya kaldım. Şöyle ki; haklı ve yasal yaptığım bir işlemden dolayı görevden alındım. APK (Araştırma, Planlama ve Koordinasyon) Müdürlüğü gibi bir birime gönderildim. Ne iş yapıldığını çok bilmiyorum, yeni memurum. Önce dedim ki herhalde önemli bir yer burası, bize de ihtiyaç var ki bizi gönderdiler.

Bir de gittim baktım ki 10-12 metrekarelik odada bir müdür var, bir ben varım. Bakıyorum hani bir evrak yok, bir dosya yok masada; bomboş. Bir müdür var, başka da kimse yok. Tabii müdürle böyle bakışıyoruz. Dedi ki en sonunda: "Elçin Bey, ben 5 yıl önce Fen İşleri Müdürüydüm. Benden yapmamam gereken, olmayacak bir işi istediler. Ben yapmadım, 5 yıldır da tek başıma buradayım. Şimdi de sen geldin. Burada iş yapmıyoruz, bizden bir iş yapmamız da beklenmez." dedi. Esenler Belediyesi'nde oluyor bu. Hepsi kayıtlı şeylerdir. Tabii çok şaşırdım, üzüldüm. Ertesi gün Başkan’la görüşmeye çalıştım, görüştürmediler. Teknik Belediye Başkan Yardımcısı'na gittim, baktım onunla da görüştürmüyorlar; çaldım kapıyı, açtım, girdim içeri. Dedim: "Sayın Başkan Yardımcım, beni niye APK Müdürlüğü'ne gönderdiniz? Orada bir şey yapıldığı yok, bir iş yok. Benim suçum ne? Benim bir suçum varsa bana soruşturma açarsınız, ben de hesabını veririm. Benim veremeyecek bir hesabım yok. Dolayısıyla şunu da anladım dedim. Benim bir suçum olsa zaten benim gözümün yaşına bakmazdınız, soruşturmayı açardınız. O yüzden bu işin arkası neyse ben bilmek istiyorum." Tabii kararlı ve öfkeli olduğumu da anlayınca dedi ki: "Sen falanca yerde işlem tesis etmişsin. O işlem tesis ettiğin yerin sahibi de partili, ileri gelen birisi. Başkana gitmiş, başkan da böyle takdir etti." "E peki," dedim, "benim yaptığım işlem doğru, yasal bir işlem. Ne yapsaydım? Yasaya aykırı mı davransaydım?" Dedi ki: "Yok, başkan böyle takdir etti." "Peki," dedim, çıktım. Çıktıktan sonra da "Esenler sayfası senin için kapandı" dedim.

Sayın Başkan, bunları anlatıyorum; bunlar aslında bardağı taşıran son damlalardır, yaşadığımsüreçlerin idrak edilmesi açısından. Bu durumu yaşayınca bekardım, Avcılar'da ailemle oturuyordum. Avcılar ve çevre belediyelere müracaat ettim. Avcılar Belediyesi'nde müracaatım kabul edildi, orada da ihtiyaç vardı ve 2006 yılında Avcılar Belediyesi'nde göreve başladım; İmar ve Şehircilik Müdürlüğü'nde. Orada da aşağı yukarı 7-8 yıl çalışmıştım ki norm kadrolarla, belediyenin kadrolarıyla ilgili görevde yükselme sınavları açıldı. Sınava girme yeterliliği olan yaklaşık 10-12 kişiyle birlikte, birtakım kriterler aranıyordu: Görev süresi, sicil durumu, eğitim durumu, yüksek lisans, doktora vesaire. Bu kriterleri sağlayan 10-12 kişiyle birlikte sınava girdim. Sınavdan en yüksek puanı aldım, kazandım. Bekliyorum kadrom verilecek, kadromu vermiyorlar. Bir gün Belediye Başkanı çağırdı, yanında da 2 tane Başkan Yardımcısı var. "Elçin Bey," dedi, "sen bizim için genç, kıymetli bir arkadaşsın, başarılısın da. Fakat benim İmar Müdürlüğü için başka tasarruflarım olacak. Bu kadroyu sana vermeyeceğim, kusura bakma." dedi. Dedim, "Sayın Başkanım, ben alnımın teriyle girdiğim sınavda hak ettiğim kadromu siz bana neye göre vermiyorsunuz? Yani böyle bir inisiyatifiniz yok. Kimseden torpil istememişim; ne bir belediye başkanından, ne bir milletvekilinden, ne bir bakandan. Bu hak meselesidir. Ben sizi mahkemeye vereceğim, siz kusura bakmayın." dedim. Günün sonunda da 3. Bölge İdare Mahkemesi'nde dava açtım, davayı kazandım.

Tabii o ara seçim dönemiydi, yeni belediye başkanı geldi. O da kadromu vermek zorunda kaldı tabii mahkeme kararı olduğu için. Fakat görevlendirmemi yapmadı; o da başka isimlerle çalışmak istediğini ifade ederek. Bunun üzerine düşündüm; bir belediyede çalışıyorsanız ve belediye başkanı sizinle çalışmak istemediğini söylüyorsa, o ortamda insan aidiyetini de yitiriyor, moral motivasyonu da kaybediyor. Tabii can sıkıcı bir süreç. Yeni bir hukuki mücadeleye girmek istemedim. Beylikdüzü Belediyesi'ne müracaatım da bu şekilde oldu. 2015 yılı sonlarıydı diye hatırlıyorum, ya da 2016; 2015 sonları olması gerekir. Normal rutin prosedür içerisinde, İnsan Kaynakları Müdürlüğü üzerinden Beylikdüzü Belediyesi'ne müracaat ettim. Müracaatım uygun görüldü ve Beylikdüzü Belediyesi'nde göreve başladım. Göreve başlamamla birlikte kadromla birlikte başladım ama ilk etapta orada da görevlendirmem yapılmadı.

Bir altı ay sonra imar müdürü olarak görevlendirmem de yapıldı, fiili olarak yani başladım. Ben Ekrem İmamoğlu’yla da bu Beylikdüzü Belediyesi’nde göreve başlarken de,müracaatım esnasında da, hatta çalışmaya başladıktan sonra da kendisini tanımıyordum. Ben, kendisiyle İmar Müdürü olmamın ardından tanıştım. Bu sırada da kendisi, yaklaşık iki yıllık Belediye Başkanıydı ben kendisiyle tanıştığımda. Sonraki süreçte de bir üç, üç buçuk yıl kadar 2019 seçimlerine kadar gayretle, özveriyle görev yaptım. Seçimden sonra da yine yaklaşık bir, bir buçuk yıl kadar Beylikdüzü Belediyesi'ndeki görevime devam ettim. 1 Eylül 2020 tarihinde İBB’ye geçişim oldu. İBB’ye geçmek istedim, geçtim. Yani çocukların merkeze yakın yerlerde okul ve vesaire eğitim hayatı devam etsin düşüncesiyle... Ve 1 Eylül 2020 yılında Sayın Başkanım, Boğaziçi İmar Müdürü olarak göreve başladım. Burada da öngörülen yasal prosedür neyse, rutin prosedür o takibe... takip edildi. Orada da ben Ekrem Başkan'la herhangi bir görüşme içerisinde, özel bir görüşme içerisinde olmadım. Ve tutuklandığım güne kadar da Sayın Başkanım, tutuklandığım güne kadar da yaklaşık dört buçuk yıl boyunca görev namustur bilinciyle, alnımın akıyla, mesai mefhumunu dikkate almadan çalıştım. Mevcutta yaklaşık 150 kişiden oluşan; 10 yıl, 15 yıl, 20 yıl hatta 25 yıldır orada çalışan deneyimli, alanında uzman kamu görevlileriyle birlikte...

Bunların içerisinde şeflerin, müdür yardımcılarının, teknik personelin, idari personelin olduğu deneyimli kamu görevlileriyle birlikte bu dört buçuk yıl içerisinde görev yaptım. Yani ben müdürlükteki orada eski dönemlerden beri mevcut olan arkadaşlarla çalıştım işin özeti. E tabii bu dört buçuk yıllık İBB’de görev aldığım sürede Boğaziçi İmar Müdürü olmanın ötesinde de hiçbir şekilde ben bir üst yönetimde yer almadım. Yani üst yönetim derken; bir daire başkanı ya da bir genel sekreter yardımcısı gibi... hani genel sekreterlik gibi hani bu tip görevleri sayarsanız üst düzey görev anlamında... böyle bir üst düzey görevim olmadı. Yani belediyenin stratejilerinin, planlamalarının yapıldığı, icra ve yönetim kararlarının alındığı toplantılarda da bulunmadım. Sadece kendi görevimi yaptım.

Sayın Başkan, bunları anlatmamdaki sebep; yani bir özgeçmişimi anlatmamdaki sebep bir kamu görevlisi olarak, ister işte Esenler'i anlattım, Avcılar'ı anlattım... ister AK Partili belediye olsun, ister Cumhuriyet Halk Partili belediye olsun, yaşadığım haksızlıkları, bu haksızlıklara rağmen yılmadan gayretle, çabayla, emek vererek girdiğim sınavları kazanarak hayatımı, mesleki hayatımı inşa ettiğimi, kariyerimi ilerlettiğimi ortaya koymak için bunları anlattım. Yani kimsenin adamı olmadım. Kimsenin torpiliyle, referansıyla bir yere gelmedim; aksine zaman zaman bazı belediye başkanlarına rağmen bir yerlere geldim. İşte bana iddianamede 'Beylikdüzü ekibinden' denmiş. Ben evlendikten sonra, 2009 yılından beri Beylikdüzü’nde oturuyorum. Yani o zaman daha işte Ekrem İmamoğlu Başkan da yoktu. Bizim orada ikametimiz, yerimiz yurdumuz orasıydı ve oraya da nasıl bir süreç içerisinde geçtiğimi de anlattım.

Yani Sayın Başkanım, özetle bu faslı şöyle kapatmak istiyorum: Ben, siyasetçi değilim. Yani kamu görevlisiyim, yani 26 yıl alnımın akıyla görev yapmış bir kamu görevlisiyim. Tabii bu süreçte çok fazla sayıda memuriyetin doğası gereğidir; çok fazla sayıda bunların birçoğu da mutattır, rutindir; araştırma, ön inceleme, işte Sayıştay incelemesi, soruşturma, kovuşturma yaşadı başımızdan geçti ama çok şükür alnımıza leke sürecek en küçük bir hususla karşı karşıya kalmadım. Yani özellikle idari ve teknik anlamda uzun süre yöneticilik yapan bir kamu görevlisi olarak böyle bir hususla karşı karşıya kalmadım. Özellikle böylesine asılsız suçlamalarla ilgili, iftiralarla karşı karşıya bırakıldığım Boğaziçi İmar Müdürlüğü sürecinde ihmalim veya suistimalimden, bırakın hani başka daha büyük suçlar olduğuyla ilgili de herhangi bir tespit de yoktur Sayın Başkan. Görevimi yerine getirirken birçok baskıyla karşı karşıya kaldığım oldu.

Mahkeme Başkanı: Hani baskı derken nedir mesela?

Elçin Karaoğlu: Tehdit edildim. Yedi yaşındaki kızımla, yedi yaşındaki kızımla tehdit ettiler. Aklıma geldikçe biraz... Suç duyurusunda bulundum. Kimseye boyun eğmedim. Cesaretle, yüz akıyla görevime devam ettim Sayın Başkanım. Anlattım, İmar Müdürlüğü kadromu bile dava açarak alabilmiş birisiyim. 12 yıl önce de müdürdüm, tutuklandığım gün de müdürdüm. Tıpkı Büyükşehir Belediyesi’nde var olan yüzün üzerinde, belki iştirakleri de sayarsanız iki yüzün, üç yüzün üzerindeki müdürden bir tanesiydim. Tabii ben mesleğimi yaptım, görev benim için kıymetlidir. Benim onurla yaptığım bir görevdir. O başka bir şey ama hani bir durum tespiti yapmak açısından.

Şimdi Sayın Başkanım, iddianameye gelecek olursak; iddianamenin eylemler kısmından önce Boğaziçi İmar Müdürlüğü başlığı altında birtakım değerlendirmeler yapılmış. Ancak bu değerlendirmelerde Boğaziçi İmar Müdürlüğü ne yaptığından, hani görev alanı ve sorumlulukları nedir ve işleyişi nedir; bundan hiç bahsedilmemiş. Dolayısıyla tabii bu konu dikkate alınmadığından hatalı bir kurgu yapılmış. Oysa ki iddianamenin doğru bir zemine oturması için bu süreçlerin tanımlanması ve bilinmesi gerekirdi. Gerek iddia edilen eylemlere karşı yapacağım savunmamda, gerekse savcılığın iddia ettiği eylemleri müdürü olarak, müdür olarak şahsımın gerçekleştirmesinin hukuken ve fiilen mümkün olamayacağının anlaşılması için size biraz Boğaziçi İmar Müdürlüğü'nün çok kısa işleyişinden bahsetmek istiyorum. Yani görev, yetki ve sorumluluklar çerçevesinde nedir; bunları tanımlamak istiyorum.

Sayın Başkanım, Boğaziçi İmar Müdürlüğü 2960 sayılı Boğaziçi Kanunu ile kurulmuş bir müdürlüktür. Bu kanunda Boğaziçi İmar Müdürlüğü'nün en çok üç müdür yardımcısı, işte idari, gerekli idari ve teknik personel ve birimlerden oluştuğu; işte görev alanının Boğaziçi alanı özelinde ama spesifik olarak esas yetkili olduğu Boğaziçi öngörünüm alanı olduğu ve bu alan içerisinde alanın tarihi, doğal ve kültürel dokusu itibariyle önem arz eden bir yer olması sebebiyle bu alanı korumak, sürdürmek, gelecek nesillere bırakmak, dolayısıyla oradaki nüfus planlamasını ve yapılaşmayı kontrol etmek; bunu yaparken de işte görevleri yine kanunla tanımlanmış. Nedir? İşte inşaatların ruhsat ve iskanlarının, yapı kullanma izinlerinin düzenlenmesi, denetimleri, imar planlarıyla ilgili imar uygulamaları ile ilgili süreçler ve yani yasal, yasal olmayan tüm yapıların denetimi ve kısaca da hani imarla ilgili tüm faaliyetler olarak sıralanabilir. Sayın Başkanım, Boğaziçi öngörünüm alanındaki yetki ve sorumluluk sadece Boğaziçi İmar Müdürlüğü'nde değildir. Hani bu da önemli, alanda biz tek başımıza değiliz. Alanda başka aktörler de var.

Hani bir yere ruhsat vermek, bir yere yapı kullanma izni düzenlemek ya da bir yapıyla ilgili işlem tesis etmek veya müdahale etmek; bunlar sadece bizim uhdemizde olan, tek başımıza aldığımız kararla yürüyebilen işler değildir. Nedir mesela? Buradaki paydaş kurumlar kimlerdir? Alanın tamamının doğal SİT alanı olması sebebiyle; Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Komisyonları bizim alanımızda yetkili ve sorumludur. Yine alanda çok fazla sayıda eski eser ve tescilli kültür varlığı olması sebebiyle, Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı 3 ve 6 no’lu Koruma Kurulları, 2863 sayılı yasaya göre yetkili ve sorumludurlar.

Yine Çevre, Şehircilik Bakanlığı İl Müdürlüğü; hem bazı noktalarda bizi baypas edip ruhsat verdiği, yapı kullanma izni düzenlediği, yıkım, tespit yaptığı yerler vardır. Yani alanımızda geçmişte ne yapılmışsa yetkilidir. Hani bize göre bu hukuki bir mesele ama uygulamaları vardır. Dolayısıyla İl Müdürlüğü aynı şekilde yetkilidir. Valilik ve kaymakamlıklar da aynı şekilde; özellikle yıkım ve tahliye süreçleri, güvenlik tedbirlerinin alınması ve şikayetlerin değerlendirilmesi hususunda yetkili ve sorumlu kurumlardır. İlçe belediyeleri de belli hususlarda yetkilidirler. İlçe belediyeleri, İmar Kanunu'nun 39. maddesine istinaden yapılan metruk yapılarla ilgili mail-i inhidam süreçlerini kendi mevzuatları içerisinde yürütürler. İş yeri ruhsatları ve diğer hususlarda onlar yetkilidir. Dolayısıyla alan böyle bir alandır Sayın Başkanım. Bu kurumlar, tabi oldukları yasa ve mevzuat çerçevesinde resen tespit, denetim, fiili müdahale ve suç duyuruları da dahil birçok hususta yetkili ve sorumludurlar. Yürütülen birçok işlem de bu kurumlarla koordineli olarak yürütülür ve birçok konuda o kurumların görüş ve onayıyla mümkün olabilir. Dolayısıyla tekrar ifade edeyim; Boğaziçi İmar Müdürlüğü, alanında tek başına, bu yetkili ve sorumlu kurumlardan, kuruluşlardan ayrı ve habersiz bir şekilde işlem tesis edemez.

Şimdi biraz da kurumun iç işleyişinden bahsetmek istiyorum. Az önce Boğaziçi İmar Müdürlüğü'nün görevi, yetkileri ve sorumluluk alanı ile bu alan içerisindeki diğer paydaş kurumlardan bahsettim. İş işleyişine gelirsek; Sayın Başkanım, Boğaziçi İmar Müdürlüğü iç işleyişi, teknik kısmı itibariyle çok kapsamlı ve çok yönlüdür. Boğaziçi İmar Müdürlüğü'nde resen ya da müracaat üzerine yapılan hiçbir işlem; yapılan herhangi bir yazışma, tek bir kişinin yaptığı inceleme, değerlendirme ve aldığı kararla yapılmaz. Bu mümkün olmaz. Tüm kamu idarelerinde olduğu gibi Boğaziçi İmar Müdürlüğü'nde de yapılan idari işlemler için ayrıca bir talimata gerek yoktur. Kanunun tarif ettiği çerçevede kendi içinde devreye giren bir mekanizma söz konusudur. Bu şekilde yetki sınırları kanunla ve kanun çerçevesinde yapılan görevlendirmelerle sınırlanmış olup; görevlilerin kendi görevleri kapsamında ayrı ayrı atmış olduğu imzalar, parça parça bir işlemin bütününü oluşturur. Yani alınan tüm kararlar; verilen ruhsat ve iskan belgeleri, yapılan yazışmalar, tutulan tutanaklar, saha denetimleri ve uygulanan müeyyideler; müdürlüğün ilgili birimlerince raportöründen şefine, müdür yardımcısına, müdürüne ve bağlı olduğumuz genel sekreter yardımcısına varıncaya dek birçok yetkili ve sorumlu kamu görevlisinin birlikte tesis etmiş olduğu işlemlerle ve attığı imzalarla mümkündür.

Sayın Başkanım, müdürlüğün iç işleyişinden bahsettikten sonra, şimdi kendi özelimde bu işleyişin ve bir müdür olarak attığım imzanın anlamını, görev, yetki ve sorumluluk kapsamımı bir kamu görevlisi olarak açıklamak durumundayım. Boğaziçi İmar Müdürlüğü'nde dosyalar; ilgili birimlerin incelemesi, kontrolü ve onayı neticesinde bana gelir. Müdürlükte tesis edilen işlemlere ilişkin süreçler, birbirini takip eden ve iç içe geçmiş bir zincirin halkaları gibidir. Uzman personel müracaatı değerlendirmiş, dosya yasal süzgeçlerden geçmiş ve herhangi bir problem görülmemişse ancak o zaman önüme gelir. Esasında önüme gelen dosya, müdürlük birimlerince kontrol edilmiş, hatta harçları yatırılarak tüm idari işlemleri tamamlanmış bir dosyadır. Şunu özellikle ifade etmek istiyorum: Bir müdür ve idari kadroda yer alan bir kamu görevlisi olarak, teknik bir konuyu esastan incelemek veya sahaya çıkıp denetim yapmak gibi bir görevim, sorumluluğum ya da yetkim yoktur. Kuruma sunulan bir talep dilekçesi benim önüme gelene kadar evrak kayıt memurundan raportöre, şeften müdür yardımcısına kadar birçok görevlinin bilgisinden geçer. Her görevli kendi yetki alanı çerçevesinde işini yapar. Görev hiyerarşisi içerisinde bir silsileyi takip eden, evrak altlığını oluşturan diğer belgeler ve tamamlanmış imzalarla birlikte bana ulaştığında, ben evrak üzerinde esastan değil, şekli bir kayıt denetimi yapar ve imzalarım.

3194 sayılı İmar Kanunu'nun 28. maddesi; mimarlık, mühendislik ve planlama hizmetlerine ilişkin projelerin düzenlenmesini ve bunların uzmanlık alanlarına uygun meslek mensuplarına yaptırılmasını zorunlu kılar. Kanun koyucu burada proje hazırlama, denetim ve onay süreçlerini yürütecek kişileri açıkça tanımlamış ve sorumluluğu bu kişilere yüklemiştir. Genel idari işleyişte her memurun kendi görev alanı dahilinde hareket etmesi esas olmakla birlikte, 2960 sayılı Boğaziçi Kanunu'nda da buna paralel hükümler mevcuttur. Yapı ruhsatı özelinde konuşursak; müdür olarak ben, ruhsatın ekini oluşturan projelerin esastan onay süreçlerinde kanunun tarif ettiği yetkililerden biri değilim. Bu yetki ve sorumluluk; proje mühendisi, fenni mesul ve ilgili belediyenin teknik personeliyle sınırlıdır. Diğer bir deyişle, bir işlem dosyası bana geldiğinde zaten tüm imzaları atılmış, harçları yatırılmış ve işlem aslında tesis edilmiş olur. Benim yaptığım onay, idari bir onaydan ibarettir. Dolayısıyla, yapı ruhsatı veya iskanı tek başıma düzenlemem mümkün değildir.

Özetle, iddianamede kurgulananın aksine; hem alanda birçok farklı kurumun yetki sahibi olması hem de müdürlüğün kendi iç işleyişi nedeniyle, Boğaziçi İmar Müdürü olarak herhangi bir hukuka aykırı anlaşmanın veya taahhüdün içerisinde bulunabilmem teknik ve hukuki olarak mümkün değildir; benim böyle bir gücüm yoktur. Hakkımdaki suçlamalara konu eylemlerin; yapı ruhsatı, yapı kullanma izni ve kaçak yapı olmak üzere üç ana başlıkta toplandığını görmekteyiz. Her eylem özelinde yapacağım detaylı savunmada bunlardan tek tek bahsedeceğim ancak bu başlıkların yetki ve sorumluluk çerçevesinde ne anlama geldiğinin anlaşılması önemlidir. Burada bir kamu görevlisi olarak durum tespiti yapıyorum. "Ortada bir suç var da ben bu suçun içinde değilim" gibi bir savunmadan ziyade, sistemin işleyişi gereği bu suçlamaların hayatın olağan akışına aykırı olduğunu vurgulamak isterim.

Burada yaptığım o değil. Tabi, bu hususun altını hassasiyetle çizmek istiyorum. Ben hiçbir zaman topu taca atmadım Başkanım. Benim veya müdürlüğün yapmış olduğumuz iş ve işlemlerde hiçbirinde hiçbir eksiklik, hiçbir yanlışlık, hiçbir hata yoktur. Eylemlerde geçtiğinde de bunları tek tek açıklayacağım. Burada sadece bir durum tespiti açısından bunları söylüyorum. Yapı ruhsatı, size eklerde de sundum Sayın Başkanım, Ek 1 olarak, sadece önlü arkalı iki sayfadan ibaret bir evrak, bir doküman değildir. Yapı ruhsatının ekinde kapsamlı bir dosya vardır; ruhsat dosyası. Bu dosyanın içinde projeler, taahhütnameler, kurum olurları, sözleşmeler, yazışmalar ve benzeri birçok doküman vardır, hani yüzlerce doküman vardır.Ruhsat dosyası, müracaat aşamasından sonra ilgili raportörün önüne gelir. Hem müdürlük içinden hem başka müdürlüklerden, İBB bünyesindeki başka müdürlüklerden hem alanda yetkili ve sorumlu diğer başka kuruluşlardan ve kurumlardan sırasıyla birçok süreçten geçer. Projeler onaylanır, evraklar tamamlanır, harçlar yatırılır. Ruhsat MAKS sistemi dediğimiz Çevre Şehircilik Bakanlığı'nın Merkezi Adres Kayıt Sistemi vardır, online bir sistemdir; MAKS sistemi üzerinden girişi yapılır. Orada zaten bir yanlışlık bir eksiklik varsa sistem o girişe müsaade etmez. Girişi yapılır, çıktısı alınır dokümanın ve imzalanır.

Ruhsat, yapının künyesini ortaya koyan bir evrak olduğu kadar, esasında o yapının inşa sürecindeki sorumluları da tespit eden, sorumluları da ayırt eden, ortaya koyan ve onları tespit altına alan bir dokümandır. Dolayısıyla yapı ruhsatındaki imzalar da bu açıdan önemlidir. Benim önüme gelene kadar yaklaşık yapı ruhsatında on iki tane imza vardır. Bu yapı ruhsatındaki bu imzalardan herhangi birinin olmaması durumunda da bu yapı ruhsatını düzenlemek mümkün olmaz. Ruhsattaki imzalardan beş tanesi ise; düzenleyen, kontrol eden ve onaylayan olmak üzere raportöründen şefine, müdür yardımcısına, müdürüne hatta genel sekreter yardımcısına varıncaya değin kuruma ait, yani müdürlüğe ait imzalardır. Ruhsatın imzalı çıktısı, ekindeki klasörle birlikte benim önüme geldiğinde birçok farklı kişinin incelemesinden, kontrolünden geçmiş her yönüyle tamamlanmış bir evraktır. Daha önce de dedim; yaptığım şekli bir kontrolden, bir idari bir onaydan ibarettir. Daha sonra benim imzamdan sonra da genel sekreter yardımcısının imzasıyla birlikte çıkışı yapılır.

İkinci olarak Sayın Başkanım, iskan konusuna geldiğimizde o da aynı şekildedir. İskankonusu yine eklerde size sundum. Ruhsat için saydığım süreçlerin benzeri orada da işletilir. Ancak ruhsattan farklı olarak yapının, yani iskan demek yapı kullanma izni demek; yapının kullanıma açılması, iskan belgesinin düzenlenmesi için yapının yerine gidilerek A'dan Z'ye ruhsat eki projelerine uygun olarak, teknik ve fenni şartlara uygun olarak tamamlandığına, uygun malzeme kullanıldığına dair yerinde incelemelerin, kontrollerin yapılmasını gerektirir. Bu incelemeler ve kontroller sadece müdürlük olarak bizimle sınırlı değildir. Buranın şantiye şefi vardır, buranın uygulama denetçileri vardır, fenni mesul yapı denetim şirketi vardır 4708 sayılı yasaya göre görev yapan yarı resmi kuruluşlardır. Bunlarla birlikte idari olarak hem bizim hem de İSKİ’sinden itfaiyesine, işte diğer bakanlık olurlarına kadar birçok kurumların olurları, yerinde denetimleri ve kontrolüyle düzenlenir ruhsattan ayrı olarak.

Şimdi üçüncü başlık eylemlerde bahsedilen kaçak yapılaşma konusuna gelirsek; Sayın Başkanım, iddianamenin beni konumlandırdığı yer sanki elime balyozu alıp bina bina gezip içinde insan var mı yok mu bakmadan sanki yıkmam gerektiği şeklinde bir tarif ortaya çıkıyor yani benimle ilgili. Oysaki bu gerçekçi ve hukuki olmadığı gibi bu idarelerin, kamu idarelerinin genel işleyişine de uymaz, aykırıdır; uyumlu değildir. Kaçak yapıyla ilgili benim görevim sahada denetim yapmak değildir. Sokak sokak gezerek imara aykırılıkları tespit etmek, gidip bunları yıkmak değildir. Benim görevim kaçak yapılaşma ile ilgili ilgili müdürlüğün ilgili birimlerin tespit ve denetim şefliğine bağlı olan şefliğinin bağlı olduğu ilgili müdür yardımcısı onayıyla görevlendirme listelerini hazırlamak, tüm bölgeyi kapsayacak şekilde görevlendirmeleri yapmaktır.

Görev yaptığım 4,5 yıllık süre içerisinde denetimsiz bırakılmış; görevlendirme yapılmamış hiçbir mahalle, cadde veya sokak yoktur. Eğer denetim planlaması, koordinasyonu ve görevlendirmesi yapmadığım bir husus olsaydı, ancak o zaman bir ihmalimden veya eksiğimden bahsedilebilirdi. Bu konudaki tüm kayıtlar, müdürlüğün evrak sistemi içerisinde mevcuttur. Kaçak inşaatla ilgili tespit ve denetim sorumluluğu, öncelikle o bölgede görevlendirilen kişilere aittir. Her bölge mühendisi gerekli tespit ve denetimleri yapar, biz de müeyyideleri uygularız. Bir yerdeki kaçak yapılaşmadan, ancak tespit yapılıp konu önüme düştükten sonra bilgim olur. Boğaziçi İmar Müdürlüğü’nün sorumluluk alanı çok geniştir. Bu nedenle tespit, denetim ve müdahale faaliyetleri sırasında ihtiyaç duyulan personel, araç ve ekipman gibi kalemler için İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin diğer birimlerinden veya emniyet, kaymakamlık, itfaiye gibi dış kurumlardan koordinasyon sağlanır ve taleplerde bulunulur. Bu yazışmaların tamamı idareden istenebilir. Ayrıca, yıkılacak yapıların bulunduğu konum veya güvenlik gibi özellik arz eden durumlar nedeniyle teknik ekipmanımızın yetersiz kaldığı hallerde yıkım ihaleleri düzenlenir; nitekim her yıl düzenlediğimiz yıkım ihaleleri mevcuttur. Açıkladığım bu hususlar dikkate alındığında; 150 kişilik bir müdürlüğün paydaş kurumlarla birlikte tesis ettiği işlemleri birinin talimatıyla veya tek başıma gerçekleştirmem hukuken ve fiilen mümkün değildir.

Hukuki savunmamı avukatlarım yapacaktır ancak örgüt üyeliği iddiasına dair birkaç hususa değinmek istiyorum. Sayın Başkan, ben hiçbir zaman bir örgüte üye olmadım ve kimseden talimat almadım; talimatı sadece yasadan ve mevzuattan aldım. Burada "örgüt" denilen yapılanmanın ne olduğunu da anlamış değilim. 26 yılımı verdiğim kamu görevim ve görev aldığım belediye teşkilatları mıdır suç örgütü? İBB bünyesindeki yüzlerce müdür, yönetici ve on binlerce personel midir bu örgüt? Örgüt üyeliği iddiası tamamıyla uydurmadır. İddianamedeki kurgu dışında; maddi gerçeğe dayanan hiçbir delil, tespit veya illiyet bağı söz konusu değildir. Ben Karadenizliyim; "örgüt" kelimesi bile tüylerimi diken diken etmeye yeter. Bu lafzın adımla yan yana gelmesi benim için züldür. Bir kamu kurumu bürokrasisi ve hiyerarşisi içerisinde yürütülen işler ile ast-üst ilişkileri, bir örgüt ilişkisi olarak ortaya konamaz. Örgüt faaliyeti olarak kabul edilemez. Sayın Başkanım, belirttiğim gibi ben bir kamu görevlisiyim. İBB bünyesinde 100’den fazla müdür bulunmaktadır ve ben de onlardan biriyim.

Bir husustan daha bahsetmek istiyorum: İddianamede, babamın dolandırıldığı bir hadise,savcılık tarafından ilgisiz bir şekilde kullanılmış; babamın mağdur edildiği bu olay, ailesinin evinde sakladığı altın ve dövizler varmış gibi yansıtılmıştır. Leyla Karaoğlu’nun şikayetiüzerine Küçükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığı’nca yürütüldüğü tespit edilen soruşturmanın tamamlandığından ise hiç bahsedilmemiştir. Oysa o soruşturma neticelenmiş ve iddianamesi 2 ay önce çıkmıştır. Bu durum benim canımı acıtan, en hafif tabiriyle bana yapılmış bir haksızlıktır. Bu yüzden, yetiştiğimiz koşulları ve aile durumumuzu açıklamak adına bunlara değinmek istiyorum. Biz, 3 kardeşiz. Rahmetli ağabeyim tıp doktoruydu; kendisini 6 yıl önce pandemi döneminde, bir mesai dönüşü akşamında kaybettik. Çok özveriyle çalışan biriydi ve benim için bir görev şehididir. Kardeşim ise İTÜ İnşaat mezunudur; Boğaziçi Üniversitesi’nde yüksek lisans ve doktorasını tamamlamış, ABD’de eğitimine devam ettikten sonra yurda dönmüştür. Şu anda o da bakanlıkta görevli kıymetli bir kamu görevlisidir. Kardeşim, Türkiye’de girdiği her sınavda ilk 100’e giren derece sahibi biridir.

Babam 80 yaşındadır. Hem yaşı hem de ciddi sağlık sorunları nedeniyle evden çıkamayan biridir. Kendisi böbrek nakill. 2 sefer kalp krizi geçirmiş ve bypass ameliyatı olmuştur. Babam, uzman inşaat mühendisi ve proje müşaviridir. Karakter olarak biraz asabi ve titizdir; eski jenerasyon Karadenizlilerin o sert yapısına sahiptir. Ancak sözünü dosdoğru söyler, asla lafı dolandırmaz. Kamu görevine girmeye karar verdiğimizde benimle de bir konuşma yapmıştı. Demişti ki: "Bak, kardeşin de senin meslektaşın. Kendi işinizi yapın; imkanlarımız, arsalarımız var. İnşaat yapar satarsınız. Sermaye lazımsa ben veririm. Ticarettir; kazanırsın, kaybedersin, batarsın ama hesabını sadece kendine verirsin. Fakat kamu görevi hassas ve sorumluluk gerektiren bir iştir. Eğer bir hatanı, bir yanlışını duyarsam; devletin delikli kuruşuna halel getirdiğini öğrenirsem, sana hakkımı helal etmeyi bırak, seni evlatlıktan reddederim. Bunu bil, ona göre hareket et." Sayın Başkan, babamın bu sözleri üzerinden yıllar geçse de kulağıma küpedir ve vicdanımda yankılanır. Babam dünyaya böyle bakan bir insandır.

Şimdi gelelim, bu durumu anlattık. Nasıl bir geçmişten geldiğimizi ve neyle karşı karşıya kaldığımızı ifade ettik. Gözaltına alındıktan sonra ifade vermeye gittiğimizde, ifademizin sonlarına doğru Savcı Bey, "Elçin Bey, bir dolandırıcılık hadisesi olmuş," dedi. "Nedir savcım? Benim hiçbir bilgim yok," dedim. Hatta avukatım da oradaydı, birbirimize baktık; o da bilmiyordu. "Bilmiyorum," dedim. Savcı Bey, "Annenin ismi ne?" diye sordu. "Annemin ismi Fatma Melahat," dedim. Öyle deyince şaşırdı ve "Leyla Karaoğlu kim?" dedi. "Leyla Karaoğlu babamın 2. eşidir," dedim. Onun bir dolandırıcılık şikayeti olduğunu söyledi. Tabii çok üzüldüm, meseleyi orada öğrendim.“Sayın Başkanım, benim bu konuda bilgim yok," dedim. "Ama size şu kadarını söyleyeyim: Babam da 2. eşi de varlıklı insanlardır. Çok sayıda gayrimenkulleri ve kira gelirleri vardır. Dolayısıyla bahsi geçen parsel miktarlarının çok ötesinde varlığa sahip insanlardır. Bunun dışında herhangi bir bilgim yoktur," diye ekledim.

Şimdi Sayın Başkanım; savcılık, 2013 yılından beri kendi mal varlığımla ilgili herhangi bir usulsüzlük bulamamış mıdır ki bu konuya iddianamede yer vermiştir? İsmime gölge düşürecek şekilde "Değerlendirilmektedir" ifadesiyle bu konuya değinilmiştir. Peki, Küçükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma neticesinde, 9.9.2025 tarihinde iddianame yazıldı. Bu iddianame gizlilikle yürütüldü ve İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nın da bundan bilgisi vardı. Bu kapsamda 12 kişi şüpheli olarak tutuklanıp mahkemeye sevk edildi. İBB iddianamesi ise bu olaydan 2 ay sonra çıktı ama yine de bu ifadelere yer verdi. Sayın Başkan, aileme atfedilen bu tarz ifadelerin iddianamede yer alması açıkçası canımı çok yakmıştır. Babamı anlattım; dünyaya nasıl baktığını bildiğim için eminim bu durum onu da kahretmiştir. Bunu bilgilerinize sunmak istiyorum.

Sayın Başkanım, şimdi tek tek eylemlere ilişkin savunmalarıma geçeceğim. Fakat öncelikle tekrar vurgulamak isterim ki; hakkımdaki suçlamaların hiçbirini kabul etmiyorum. Her eylemde bunları tek tek ifade edeceğim. Ben hakkımda iddia edilen olayların neresinde olduğumu, neyle suçlandığımı, hangi görevimi gereği gibi yerine getirmediğimi veya yapmamam gereken hangi işlemi görevime aykırı şekilde yaptığımı hâlâ anlayabilmiş değilim.

Az önce ayrıntılı şekilde anlatmaya çalıştığım Boğaziçi İmar Müdürlüğü teşkilatı iddianamede öyle bir anlatılmış ki; sanki ben elimde anahtar, müdürlüğün kapısını sabah açıyorum, bütün kararları tek başıma alıyorum, tüm ruhsatları ve isimleri düzenliyorum, öğleden sonra da balyozu alıp sokak sokak geziyorum, akşam da kapıyı kilitleyip evime gidiyorum. Açıkçası 4.5 yıl müdürlük yaptım; benim böyle bir yetkim ve gücüm olduğunu ben bile bilmiyordum.

Tekrar söylüyorum: Görev ve yetkilerle ilgili yaptığım açıklamalarda da görüleceği üzere; bu iddianamede bana atfedilen suçlamaları teknik, hukuki ve fiili olarak yapabilme imkân ve kabiliyetim yoktur. Bu iddiaların gerçekle uzaktan yakından alakası yoktur. Eylemlere geçmeden önceki bu ilk bölümde bir gerçekliği ortaya koymaya çalıştım. Yetki ve sorumluluklarla ilgili açıklamalarım bir durum tespitidir; yoksa kendimi sorumluluktan vareste tutmak veya sorumluluğumu küçültmek için değildir.

 


YORUMLAR

Yorum Yaz
Bu habere daha önce yorum yapan olmadı.
Şimdi ilk yorumu sen yaz.!
ARŞİV
GAZETE MANŞETLERİ
KARİKATÜR KÖŞESİ
ANKETLER
Seçili anket bulunmamaktadır
Bu ankete toplam kişi katıldı.