İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, kamuoyunda “Bilirkişi” davası olarak bilinen yargılamanın dördüncü duruşmasında yaptığı savunmada, hem kendisine yöneltilen suçlamalara hem de yargı sürecinin işleyişine ilişkin dikkat çeken değerlendirmelerde bulundu. Duruşmada en çok öne çıkan ifadelerden biri ise, “Öfkem çok büyük sayın hakim” sözleri oldu.
İmamoğlu hakkında, 27 Ocak 2025’te Saraçhane’de düzenlediği “Turpun büyüğü” başlıklı basın toplantısında bir bilirkişinin adını vererek yaptığı açıklamalar nedeniyle re’sen soruşturma başlatılmıştı. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, İmamoğlu’nun “yargı görevini yapan bilirkişiyi veya tanığı etkilemeye teşebbüs” ile “adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs” suçlamalarıyla cezalandırılmasını talep ediyor. Davanın dördüncü duruşması İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nce Silivri’deki Marmara Kapalı Cezaevi yerleşkesindeki salonda görüldü.
Duruşma salonuna jandarma eşliğinde getirilen İmamoğlu’nu izleyiciler sloganlarla karşıladı. Savunmasına, içinde bulunulan dönemi “ilginç bir zaman” olarak niteleyerek başlayan İmamoğlu, bilirkişi seçimine ilişkin eleştirilerini yineledi ve söz konusu süreçte belli isimlerin özellikle devreye sokulduğunu öne sürdü.
“BİZ NASIL BİR ÖRGÜTÜZ?”
Savunmasının en dikkat çekici bölümlerinden birinde İmamoğlu, İstanbul Büyükşehir Belediyesi yönetimine yönelik suç örgütü nitelemesine tepki gösterdi. İBB’nin on binlerce kişilik bir kamu yönetim yapısı olduğunu vurgulayan İmamoğlu, “Biz ve arkadaşlarımız, insanlarımıza hizmet etme gayretinde olan insanlar, böyle bir suçla itham ediliyor” dedi. Ardından da, “Biz nasıl bir örgütüz yani? Biz mi örgütüz yoksa her davayı aynı bilirkişiyle, aynı savcılarla kurgulayıp sonra o isimleri ödüllendiren bu sistem mi örgütlü bir suç işliyor?” sözleriyle yargı mekanizmasına yönelik eleştirisini sertleştirdi.
İmamoğlu, savunmasında yalnızca kendi dosyasına değil, daha geniş bir yargı pratiğine işaret ettiğini belirterek, adil yargılamaya müdahalenin bazen doğrudan sözle değil, “yargıyı dizayn etmekle, hakimi yerinden etmekle, savcıyı sürgüne göndermekle” gerçekleştiğini savundu. Bu süreçte vicdanlı ve bağımsız davranan hakim ve savcıların da baskı altında bırakıldığını ileri sürdü.
“BİR DAVA İÇİN MAHKEME DİZAYN EDİLİR Mİ?”
Savunmasının devamında, hakkındaki diğer davalara ve mahkeme heyetlerinde yapılan değişikliklere de değinen İmamoğlu, özellikle İBB davasının görüldüğü mahkemeye ilişkin dikkat çekici iddialarda bulundu. Kendi ifadesiyle, bu dava için “özel bir yargılama düzeni” kurulduğunu öne süren İmamoğlu, heyet yapısının değiştirildiğini ve bunun hukuk çevrelerince de tartışmalı bulunduğunu söyledi. “Bir dava için mahkeme dizayn edilir mi?” diye soran İmamoğlu, bu tablonun kişiye özel yargılama görüntüsü verdiğini savundu.
İmamoğlu ayrıca, kendisini ziyaret eden bazı avukatların iddianamenin hangi mahkemeye gönderileceğini aylar öncesinden söylediklerini aktardı. Bu iddiayı, yargı sürecinin önceden kurgulandığı yönündeki eleştirisinin bir parçası olarak dile getiren İmamoğlu, Türkiye’nin hukuk devleti niteliği bakımından ağır bir tabloyla karşı karşıya olduğunu ileri sürdü.
Savunmasının son bölümünde ise daha kişisel ve daha sert bir ton kullanan İmamoğlu, yargılamaların yalnızca hukuki değil, toplumsal ve insani sonuçlar da doğurduğunu söyledi. Duruşma salonunun maliyetinden, uzun tutukluluk tartışmalarına kadar uzanan eleştirilerinde, “Burada kurulan düzen hukuka göre değil, beklentiye göre karar verenleri ödüllendiren, hukuka sadık kalanları ise cezalandıran bir düzendir” görüşünü dile getirdi. Ardından da duruşmanın en çarpıcı cümlesini kurdu: “Öfkem çok büyük sayın hakim… çok büyük öfkem…”
"ASRIN HUKUKSUZLUKLARINA İMZA ATILIYOR"
Savunmasında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Adalet Bakanı Akın Gürlek’e çağrı yapan İmamoğlu, “Çıkalım şehir şehir gezelim yağma talan rant deyince kim gelecek bu milletin aklına. Savcılar bile soru sorarken beyana göre diyor delile göre demiyor. Kimi malıyla kimi eşiyle tehdit edildi. Asrın hukuksuzluklarına imza atılıyor. Şimdi çıkmış CHP Genel Başkanını, Muhittin Böcek’i tehdit ediyor. Utanmadan mahkeme salonları siyaset sahnesi değildir diyorlar. Savcı cübbesiyle asrın yolsuzluğu deyip bakan koltuğunda da aynı sözü söyleyen kim?” ifadelerini kullandı.
"TAPU LİSTESİ ÇIKINCA KİME SALDIRACAĞINI ŞAŞIRDI"
İmamoğlu, CHP lideri Özel'in Bakan Gürlek hakkındaki tapu kayıtlarıyla ilgili konuştu:
“İnsanları aileleri mağdur ediyorlar, haysiyet suikastlığı yapıyorlar. Sonra ‘babam üzülüyor.’ Vah benim garibim vah benim miniminnacığım. Bakan, tapu listesi çıkınca kime saldıracağını şaşırdı. Tek dertleri yaptığı rezillikler konuşulmasın. Babasına kimse bir şey demesin çok üzülüyormuş ama çocuklar anneler feryat feryat ağlasın öyle mi? Hakettikleri muameleyi adil yargı geldiğinde görecek.”
Savunmasında tutuklu gazetecileri de hatırlatan İmamoğlu, “Gazetecilik yaptığı için Alican Uludağ, İsmail Arı, Merdan Yanardağ neden hapiste? BİRTEK-SEN Genel Başkanı Mehmet Türkmen neden hapiste?” şeklinde konuştu.
"BU KUMPASLARIN İÇİNDE OLANLAR YARGILANACAK"
"Cesareti artırmanın gerektirdiği her şeyi yapacağım, asla vazgeçmeyeceğim. Bu kumpasların içinde olanlar ‘anayasal düzeni bozma’ suçundan hesap verecektir. Aziz milletimiz hesabı da sandıkta kesecektir."
“SESİN GEÇMEDİĞİ DUVARLARDAN ÖKSÜRÜĞÜNÜ BEN DUYUYORDUM, SONRA İFTİRACI OLMUŞ…”
“Adamın öksürük, böğürme sesiyle ben uyayamadım. Yanımda ama hapishanede ses geçmiyor, benim sesimi duymuyor. Sesleniyorum “iyi misin” diye, sesim gitmiyor ama ben onun böğürmesini duyuyorum. İftiraçı olmuş. Demek ki dayanamıyor hapishaneye…”
İmamoğlu, itirafçı olan bu kişinin adını vermedi.
“HANİ CANLI YAYINLANACAKTI?”
İmamoğlu, “Hani biz kameralar önünde konuşacaktık. Sayın hakim, ‘görüntü ses kaldı yok’ diyorsunuz ama Türkiye burayı izliyor. O iftiranamenin nasıl çöp olduğunu görecek. Şu 3 haftada yaşananlar bile tam bir trajedi. Şimdi dosyaya boca ediyorlar. Beyoğlu belediyesi, suç uydurup eklediler.
Kuşadası... Haydi o dosyayı da İstanbul’a getir. Yazık yani yazık.. Bizim mahkemelerde gizleyeceğimiz ne olabilir. Her şeyin döküleceği yer burası değil mi? Siz de bunu istemiyor musunuz? Ama yok ‘görünmesin’. Göstereceğiz! Göstereceğiz! Bir yıl önceki kararlılığımı katrilyonla, sayıyız çarpın... Tarif edemem!”
"SEN DAHA NELER GÖRECEKSİN..."
Savunmasında Cumhurbaşkanı Erdoğan ile yüz yüze yaptığı görüşmeyi anlatan İmamoğlu şunları söyledi;
“Bana 2-3 yerde ‘Makarios’un anıtını yapan kişi’ diye hakarette bulundu. ‘Makarios’un anıtını yapmışım!’ dedim ki: ‘Sayın Cumhurbaşkanı, böyle şeyler söylüyorsunuz, bakın anıt budur.’ Yani kendisine anlattım, ‘Bunu demeyin’ dedim. Bunlar önemli şeyler; dün gibi hatırlıyorum.
Odada ikimiziz, yan tarafta sandalyede Ali Doğan diye bir özel kalemi oturuyor. —Benim özel kalemim de tutuklu, yukarıda hesap veriyor, duruma bakar mısınız?— Kalktı yerinden, Allah razı olsun, telefonunu açtı getirdi. Benim telefonum yanımda değil, dışarıda bırakılmıştı.
‘Cumhurbaşkanım, Sayın Başkan’ın bahsettiği anıt bu’ dedi. ‘Getirin, getirin’ dedim. Sayın Cumhurbaşkanım, bakın… Bana ne dedi biliyor musunuz? ‘Ohoo’ dedi, ‘Sayın Başkan, sen daha neler göreceksin.’
Ben de kendisine şunu söyledim: ‘Siz benim Cumhurbaşkanımsınız, millet sizi seçti. Siz bunu yapamazsınız. Siz yalanı, iftirayı böyle kullanamazsınız.’ Ben bunu adayken yüzüne söyledim.”
"CUMHURBAŞKANI BABADIR"
Cumhurbaşkanı nedir biliyor musunuz Sayın Hakim? Cumhurbaşkanı, çok önemlidir. Bir eve bakalım... -İnşallah kadın bir Cumhurbaşkanı da olacak- Bir eve baktığınızda babadır biliyor musunuz? Annedir… Cumhurbaşkanı, seçildiği an itibarıyla bir baba hüviyetine geçer yani. Kaşları çatık, kızgın, öfkeli; ona oy vermeyen terörist ama ona oy verenlere ‘hahaha hihihi’ sırıtan bir yüz… Hani ayartmışsa atmışsa bir başka partiden bir belediye başkanı, o elini ayağa kaldırmalara falan, şarlatan bir milletvekili falan… Ne kadar mutlu oluyor. Ben anlamıyorum. Ben öyle adamın yanına yaklaşamam yani. Vallahi yaklaşamam… Sayın Başkanım? Bir ülkenin Cumhurbaşkanı herkesi sevecek. Bana göre Cumhurbaşkanı nedir biliyor musunuz? Adalettir, vicdandır, şefkattir, merhamettir. Bana göre Cumhurbaşkanı, Atatürk'tür. Öfke değildir, nefret değildir, kindar nesil yetiştirmeyi hedefleyen değildir. Sevecek ya, çocukları sevecek, bebeği sevecek bebeği; o bebeği sevecek. Anayı sevecek, kendine oy vereni değil bakın; herkesi sevecek, 86.000.000 insanı sevecek."
Duruşma 13 Temmuz'a ertelendi.




















