ABD’de yapılan yeni bir analiz, havacılık sektöründe karbon emisyonlarını düşürmek amacıyla teşvik edilen sürdürülebilir havacılık yakıtlarının (SAF), biyolojik çeşitlilik üzerinde istenmeyen yan etkiler yarattığını ortaya koydu. Biyoyakıt hammaddesi olarak mısır ve soyaya olan talebin artması, arıların kritik yaşam alanı olan doğal çayırların tarım arazisine dönüştürülmesine yol açıyor.

Havacılık endüstrisinin "net sıfır" hedefleri doğrultusunda stratejik bir öneme sahip olan Sürdürülebilir Havacılık Yakıtı (SAF), çevresel maliyet tartışmalarını beraberinde getirdi. Bloomberg’in yayımladığı analize göre, biyoyakıt üretimi için sağlanan teşvikler, ABD’nin ekolojik dengesini değiştiren bir arazi kullanım baskısı yaratıyor. Özellikle Kuzey Dakota gibi bal üretiminin merkezlerinde, doğal otlakların hızla mısır ve soya monokültürüne dönüşmesi, arı popülasyonunu ve bal verimini tehdit ediyor.
KUZEY DAKOTA'DA 'ARI CENNETİ' KAYBOLUYOR
ABD’de 2005 tarihli Yenilenebilir Yakıt Standardı ve 2021’de duyurulan "Sustainable Aviation Fuel Grand Challenge" gibi girişimler, fosil jet yakıtına alternatif üretimini hızlandırmayı hedefliyor. Ancak bu politikaların sahada yarattığı yansımalar, Kuzey Dakota örneğinde çarpıcı bir şekilde görülüyor.
Bölgedeki arıcılar, geçmişte "arı cenneti" olarak nitelendirilen zengin bitki örtüsüne sahip otlakların, giderek uçsuz bucaksız bir "mısır ve soya denizine" dönüştüğünü belirtiyor. Bilimsel veriler de bu gözlemleri doğruluyor; Kuzey Büyük Ovalar’da (Northern Great Plains) arazi kullanımındaki bu radikal değişim, yönetilen bal arıları için uygun yaşam alanlarını daraltıyor, koloni kayıplarını artırıyor ve polinasyon (tozlaşma) zincirini riske atıyor. Colorado State Üniversitesi'nden Braden Limb’in analizine göre, 2050 SAF hedeflerine ulaşılması için mısır ve soya ekim alanlarında ciddi bir artış gerekecek, bu da çayırların dönüşüm riskini daha da büyütecek.
TEŞVİKLER VE EMİSYON HEDEFLERİ BASKIYI ARTIRIYOR
ABD’de 45Z gibi vergi kredilerinin tasarımı, SAF’ın hangi koşullarda "düşük karbonlu" sayılacağı tartışmasını alevlendiriyor. Uzmanlar, yeni düzenlemelerle SAF’a sağlanan azami vergi kredisinin 1,75 dolardan 1 dolara düşürüldüğünü, bunun da yatırımların yönünü etkileyebileceğini not ediyor.
Küresel ölçekte ise Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü'nün (ICAO) 2050 net-sıfır hedefi ve Uluslararası Hava Taşımacılığı Birliği (IATA) verilerine göre 2024’te yüzde 10,4 artan yolcu trafiği, alternatif yakıtlara olan ihtiyacı körüklüyor. Bu durum, "arazi kullanımı ve biyoçeşitlilik" maliyetlerini enerji politikalarının merkezine taşıyor.
KÜRESEL BİR SORUN: ENDONEZYA'DAN BREZİLYA'YA ARAZİ DÖNÜŞÜMÜ
Biyoyakıt talebinin arazi kullanımı üzerindeki baskısı sadece ABD ile sınırlı değil. Dünyanın farklı bölgelerindeki benzer örnekler, sorunun küresel boyutunu gözler önüne seriyor:
Güneydoğu Asya: Araştırmalar, 2002-2018 döneminde Endonezya ve Malezya’da artan biyokütle bazlı dizel talebinin, yaklaşık 1,7 milyon hektarlık orman alanının yağ palmiyesi plantasyonlarına dönüşmesiyle ilişkili olduğunu gösteriyor. Bu durum ekosistem parçalanmasına ve tür kaybına neden oluyor.
Avrupa Birliği: AB, "dolaylı arazi kullanım değişikliği" (ILUC) riskleri nedeniyle, gıda ürünleri bazlı biyoyakıtlara (özellikle palmiye yağına) sınırlama getiren politikaları tartışıyor.
Brezilya: Ülke 2025'te biyodizel karışım oranlarını artırma kararı alırken, soya üretiminin genişlemesi Cerrado bölgesi gibi kritik ekosistemlerde arazi baskısı ve iklim döngüsü üzerindeki etkileriyle gündeme geliyor.
ÇÖZÜM ARAYIŞI: ATIK YAĞLAR VE SIKI STANDARTLAR
Uzmanlar, SAF’ın gerçek bir iklim çözümü olabilmesi için hammaddenin üretildiği arazinin "önceki kullanımını" da dikkate alan kriterlerin şart olduğunu vurguluyor. Eğer teşvikler, karbon yutakları olan çayırları tarım arazisine çeviren bir modeli ödüllendirirse, havacılık emisyonlarını düşürme çabası başka bir çevre felaketini tetikleyebilir.
Çevre politikası uzmanları, mısır ve soya gibi gıda ürünleri yerine atık yağlar, hayvansal yağlar ve tarımsal atıklar gibi alternatif hammaddelere odaklanılması gerektiğini belirtiyor. Sektörün geleceği için "hangi hammadde, hangi standart?" sorusu belirleyici olacak.




















